ANASAYFA
  18 Mayıs 2012 Cuma 07:12  Dersimnews.com Yenilendi 21:07:00  Misyoner Müftünün İtirafları 19:33:00  Çalıştayın Amacı Alevi Sunnileştirmekmiş! 17:57:00  Paş Köyü’nde Askerler Ormanları Yakıyor! 15:30:00  Amaç Devşirme Alevi Yetiştirmek -01:26:00  FDG’den Erdoğan’ın Sözlerine Tepki 22:39:00  Dersim’de Kayıp Bir Ozan: Sey Qaji 11:49:00  Çanakkale’de Artin Ağa’nın Kahvesi Buruktu O Gün 11:40:00  İşkur 130 Kişiye İş Verecek 11:10:00  Peri Suyu Darda! 20:27:00  
Untitled Document
  Hava Durumu
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
 Haftanin Çok Okunanlarİ
 
 Çok Yorumlananlar
 Dersimli Sanatçılara Açık Çağrı


ERDEBİL TEKKESİ-1
Sünnilikten Kızılbaşlığa; Kızılbaşlıktan Şiiliğe Erdebil Tekkesi yazısı dizisi başlıyor..Bütün yönleriyle Erdebil Tekkesi...

Sünnilikten Kızılbaşlığa; Kızılbaşlıktan Şiiliğe Erdebil Tekkesi-1

Av. Cihan SÖYLEMEZ

Kızılbaş halkları bir tekke/ocak örgütünden,devlet örgütüne taşıyan ve Alevi/Kızılbaş tarihinin tek ve son devleti Safeviler anlayabilmek için tarihte bir yolculuk yapmak sanırım konunun meraklılarını pek sıkmayacaktır.

ŞEYH SAFİÜÜDİN İSHAK(1252-1334)

Şeyh Safiüddün İshak, Moğol yıkıcılığının Ortadoğu’yu yerle yeksan ettiği bir dönemde tarihler hicri olarak 650’yi,miladi olarak 1252’yi gösterdiğinde dünyaya geldi. Doğumundan 6 sene sonra babası vefat etti.Babasının vefatı Safi’nin hayatını derinden etkiledi.İçine kapanık bir çocukluk dönemi geçirdi,yaşıtlarının aksine dini konulara çocukluğunda büyük bir merak sardı,hatta öyle ki çocukluk yıllarının büyük kısmı Erdebil çevresindeki tekkelerde ve türbelerde geçti.

Genç Safiüddün,20 yaşında bir newcivan olduğunda dini eğitimini geliştirmek için kendisine bir mürşid aramaya başladı.Önce İran’ın şairleriyle ünlü Şiraz şehrine gitti.Burada ne yazık ki aradığı mürşidi bulamadı ve çevresinin telkinleriyle ona önerilen mürşidi,yani Şeyh Zahid-i Gilani’yi aramaya koyuldu.Safiüddün,4 yıllık bir arayış sonrası Şeyh Zahid-i Gilani’yi Hazar Denizi kıyısında Gilan(Deylem) de küçük bir köyde buldu.Zamanla teolojik konulardaki başarısıyla , Şeyh Zahid-i Gilani’nin gözüne, bir müddet sonrada damadı olarak evine girdi.Genç Safiüddün ,Şeyh Gilani’nin kızı Fatima ile evlendi.Bu evlilik neticesinde Genç Safiüddün , Şeyh Zahidi Gilani’den sonra Zahidiye tarikatı içerisinde ikincil bir konuma geldi.Şeyh Zahid-i Gilani vefatından evvel tarikatın başına postnişin olarak Şeyh Safiüddün’ün geçmesini müritlerine vasiyet etti.Vefatından sonrada Şeyh Safiüddün, tarikatın başına geçti.Genç Safiüddün’ün Zahidiye tarikatı üzerindeki etkisi sonucu,tarikatın adı zamanla değişerek Savefiye Tarikatı olarak anılmaya başlandı.

Erdebil’e Dönüş

Şeyh Safiüddün, baba ocağı Erdebil’e taşınmaya karar verdi ve Savefiye tarikatının merkezi değişmez bir şekilde Erdebil oldu. Şeyh Safi böylece tarikatının propaganda merkezini de seçmiş oldu.Erdebil’de kurulan Savefiye tekkesi,şehrin adıyla o kadar çok bütünleşti ki zamanla Erdebil Tekkesi olarak ta anılmaya başlandı.Savefiye tarikatının mensupları Şeyh Safi’nin çalışmaları sonucu artmaya başladı.Özellikle de Anadolu,Kuzey Suriye ve İran’da kısa zamanda binlerce taraftar kazanıldı.

Moğollar ile Halk Arasında Arabulucu Bir Şeyh: Safiüddün İshak

Ortadoğu coğrafyası, Savefiye tarikatının kurulduğu yıllarda belki de tarihinin en büyük yıkımlarından birini yaşıyordu.Uzak Asya’nın bozkırlarından dört nala gelen uzun saçlı,gözleri çekik,zırhlı üniformalar taşıyan Moğol orduları İran coğrafyasını hakimiyetleri altına alıp İlhanlı-Moğol devletini kurmuşlardı.İlhanlılar’ın İran halkları üzerindeki baskısı o kadar arttı ki,artık Şeyh Safi’nin yıldızının aynı zamanda parladığı ortamı da oluşturdu.Zira İlhanlı devlet yöneticileri , işgalci olarak bulundukları topraklarda yerel halk üzerinde etkisi bulunan Şeyh Safi ile iyi geçiniyorlardı.Hatta bir çok Moğol devlet yöneticisi Şeyh Safi ve tarikatına sevgi ve saygı gösteriyorlardı.Bundan istifade eden Şeyh Safi ,kendisi ile görüşmeye gelen Moğol İdarecisi Emir Çoban’a halkın şikayetlerini iletmiş,Emir Çoban da Şeyh Safi’nin istemini kabul etmiş ve halk üzerindeki Moğol Baskısı böylece Savefi Şeyhinin çabalarıyla azalmıştır.

Şeyh Safiüddün’ün çağdaşı olan coğrafyacı ve tarihçi Hamdullah Mustavfi Qazvini’nin Tarih-i Güzide adlı eserinde de “ Şeyh Safi’nin Moğollar üzerindeki etkisinden dolayı,halkı her hangi bir Moğol taşkınlığından da koruduğu” anlatılmaktadır.

Şeyh Safi’nin Moğol Emir Çoban ile Diyalogu
.. 

Sahaüfü’l Ahbar,Meşahir-i İslam gibi dönemin tarihini anlatan eserlerde Şeyh Safi ile Moğol Emiri arasındaki şu konuşmalara yer verilir ve Savefiye tarikatının nasıl da kısa bir zamanda Moğol devletini bile etkisi altına aldığını gösterir.

Moğol Emiri,Emir Çoban Şeyh Safi’yi ziyareti sırasında Şeyh Safi’ye “ bizim askerimiz mi çoktur yoksa sizin müridiniz mi ?” diye sormuş,Şeyh Safi de Moğol Emiri’ne “ sizin askeriniz dahi cümlesi  bizim müridimizdir” diyerek , tarikatın ulaştığı taraftar gücünü ortaya koymuştur.

Şeyh Safi ne Kızılbaş’tı ne bir Şii...

Şeyh Safiüddün tarihte ilk ve son olan Kızılbaş/Şii devletine ismini vermişti. Ama kendisi ne bir Kızılbaş’tı ne de Şia taraftarı.Şeyh Safi, Sünni itakata mensuptu,zaten mürşidi olduğu Şeyh Zahid-i Gilani de Sünni itakata mensuptu.Fakat dönemin Şii eğilimli bir çok Moğol Emiri’nin onunla olan sıcak diyalogu,onun Şia taraftarları ile arasına kalın bir duvar örmediği şeklinde de yorumlanabilir.Şeyh Safi’nin katı bir Sünni inanca mensup olmaması da tarafları arasında Şia yandaşlarının olmasını da sağlamıştır.

Şeyh Safi,yukarıda da izah ettiğim şekilde Gilan/Deylem bölgesinde tarikat eğitimi almıştı.Gilan/Deylem bölgesi Şii/Batini inançların merkezi konumunda bir yerdi.Dağlık ve engebelik coğrafyası ile Sünni Abbasi ve Selçuklu Devletlerinden kaçan Şia yandaşlarının sığınak bölgesiydi.Tarihte kurulan ilk Şii devleti olan Büveyhiler de Gilan/Deylem kökenli bir hanedanlıktı.Tarihte 12 İmam yas törenlerini başlatanlarda keza Büveyhilerdi.Büveyhilerden sonra bölgede Moğol İstilasına kadar siyasi olarak varlık gösteren İsmailiik’in merkezi Gilan/Deylem topraklarıydı.Şeyh Safi’nin Zahidiye tarikatı içerisinde eğitim gördüğü Gilan/Deylem coğrafyasında muhtemelen Batini ve Şia inançlarını tanıdığı,gözlemlediği ve etkilendiği büyük bir olasılıktır.Zira başka türlü Sünni Abbasi ve Selçuklu Devletlerini yıkan Moğollar neden Sünni itakatli bir Şeyh’e saygı göstersinler ki ? Bu durumda ortaya çıkarmaktadır ki Şeyh Safi’nin tarikatı için bir politikası vardı.Bu politika şöyle özetlenebilir; a) İran,Anadolu ve Suriye’deki Şiilerden taraftar edinmek için Şia karşıtlığında bulunmamak b) Şii inancına sempati duyan Moğol yöneticilerin bulunduğu topraklarda Moğollar ile halk arasında arabuluculuk yapmak.Bu analizden sonra Şeyh Safi’nin taraftar edinmek için yürüttüğü çalışmaların başarıya ulaştığını belirtmek gerekir.

Şeyh Safi Hac yolculuğu ve vefatı

Şeyh Safi ihtiyarlık döneminde Sünni inancının gereği Hacca gitti ve Hac dönüşünden sonra rahatsızlanarak 1334 senesinde Erdebil’de vefat etti ve Erdebil Tekkesinin avlusuna defnedildi.

Şeyh Safi Döneminde Dersim…

1200-1300 yılları arası İran’ın Hazar Denizi kıyılarından yani Deylem bölgesinden  Fırat ve Dicle nehirlerinin arasındaki bölgeye büyük bir göç yaşandı.Aynı zamanda bu dönem günümüz Dersim Rae  Haq inancında hala etkisini koruyan Seyid Kureyş’in,Baba Mansur’un ve Bava Düzgi’nin de ortaya çıkmış oldukları yıllardır.Zira Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubad ile Seyit Kureyş arasında geçen Bağın Fırını olayının tarihi 1240’lı yıllar olduğu düşünülürse ,daha Şeyh Safi henüz dünyaya gelmemiştir.Dr.Bilal DEDEYEV’in Savefi Tarikatı ve Osmanlı Devleti İlişkileri adlı Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi’nin 2008 yılındaki araştırma yazısında ,Amasya’da yaşayan Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin Şeyh Safi ile irtibatı olduğu belirtilmiştir.Şeyh Abrurrahman Erzincani Sünni ve Şia karşıtı bir din adamıdır.Şeyh Safi’nin yaşadığı dönem içerisinde sadece Sünni inanca mensup Şeyhler ile görüştüğü kabul edildiğinde,onun Ehlibeyt soyundan gelen ve Şia yandaşı olan Seyid Mahmud Hayrani ile bir irtibatının da olmayacağı doğaldır.Bu bakımdan Savefiye Tekkesinin Sünni olduğu dönemde, tarikatın gücünün Seyit Kureyş,Baba Mansur olmak üzere diğer Ehlibeyt Soyundan geldiğine inanılan şahsiyetler sayesinde Dersim’de kırıldığı veya Dersim aşiretleri arasında etkin  olamadığı sonucuna varabiliriz.Zira Amasya ve Erzincan taraftarlarına kadar ulaşmış Savefiye tarikatının etkisinin,Dersim de etkili olmaması bu şekilde izah edilebilir.

Devam Edecek...


Yararlanılan Kaynaklar:
Osmanlı-Savefi İlişkileri/Kökenleri ve Gelişimi-Addel ALLOUCHE,Son Kızılbaş Şah İSMAİL-Tufan GÜNDÜZ, Savefi Devleti’nin Kuruluşu Ve 1.Şah İsmail Devri/Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi-Gıyas ŞÜKÜROV,Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi-Dr.Bilal DEDEYEV




16:05:00
2010-11-29
Bu haber  3851  kere okundu Yazıcıya Yolla
YORUMLAR
 ozan kozmos  2011-07-06
  diriliş , yoz gidişe neşter vurmak gibi
 ÖZE DÖNÜŞ , OCAKLARI ŞENLENDİRME

kapitalist batıdan gelenleri görünce
atarım kendimi kentin tepedeki köylerine
mülteci misali ağaçların gövdelerine sarılır ,
bayanlarla süt sağarım
yok değildi yok nereye gidiyoruz ?

hırstan , cehaletten gözler kapalı
maskeylen dolaşıyor gibi
nedir canlardaki , gençlikteki batı özentileri
hep rezil yönlerini zulaya katan değil
iyi taraflarını pergel misali toparlamak neden bozkır

can batıcıyım der , almancadan başka dil yok der ,
küpe takar , topsakal uzatır
deri ceketlen dermansızlara merhem olcam der
keşke böyle olsa nerde
güzellik , doğruluk , ilim saçacağına her çeşit
taşeronluk , cehalet , ihtiras dizboyu

bilin bunu batı bitmiştir , huzurevleriyle ,
kokainiyle , rezillikleriyle falan
halbuki anadolumda dergahlar canlansa , semah dönülse
ocaklar yakılsa , kendi dilin konuşulsa
daha renki olmazmıydı ?
ozan şurdan bir türkü çığırsa yeter be
bunu nasıl adlandırırsınız bilemem
başkaldırı , isyan belkide öze dönüş !

10 . 6 . 2011 ozan kozmos 14 . 30



ufku açık , geniş tartabilen , beyni tortulanmamış hakikata ermiş mürşit denizcilere ithaf olunur
 Riza   2011-04-18
  Alevilik
 Sayin yön.
Alevilerin müslümanliktan cok önceleri yaklasik M.Ö 1800 yillardan beri Zerdust inanci olarak bilinen Bir din ve kitabininda Avesta odugu ispatlidir.
Samavi dinlerinin Babasi olarak bilinen Ibrahim peygamberin Zerdusttan etkilendigi bir cok ögretisini ondan aldigi bilinmektedir örnegin yedi melek kültü ornegin iyiligi ve kötülügü temsil eden düsünceyi daha bir coklarini buraya aktarmak mümkün degil.
Müslümanlikta bes sart vardir bunlari yerine getirmeyen mülüman olamaz.
Alevilikte cok önemli bir yere sahip olan ikrar verme müslümanlikta yoktur örnegin Musayiplik kivralik Pir Mürsit Rayber Cem tutma bunlarin hic birisi müslümanlikta yok.
mesalla Munzura tapma Düzgün babaya tapma yada bunlar gibbi yüzlerce ziyarete tapma müslümanlkta yoktur.
Bütün bunlara ragmen bilimsel temeli olmayan alevilik müslümanliktir demek büyük bir manipüasyondur.
Yukariya aktardiginiz kaynaklarin hepsi tarafli devletin stratejik yerlerinde hazirlanmis düsüncelerdir tarafli düsünceler bilimsel sayilmaz cünkü tarihi kökenini isbat edemezler uydurulmus bilgilerdir.
Müslümanlar Günes dogarken yada batarkan dua etmezler onlarin dualari camide yapilir onlar dualarini yaparken önce yetmis iki millete sonrada bana ve cocuklarima diye dua etmezler.
Kendimizi kandirmaktan vaz gecelim .
 dersimli zaza  2010-12-18
  ali kaya
 Ali kaya lütfen kitaplarınızda yazarken abbas uşagı yada koç uşagı gibi ifadeler kulanmayın sonuçta dersim"den bahsediyoz laz uşaklarından değil
 kazim  2010-12-13
  sayin ali kaya ve dersimnews.com
 Dersimnews sitesinin yazisi belliki turk profosorlerinden aldigi aciktir.aleviligi turklestirmek turk islam sentezi uygulamaktir.aleddit keykubat-firin olayi kureysle yasamamistir. kureys firin olayini 5-7 yasindaki dersimde yasayan bir cocukla yasamistir.bu cocugun adina derwisqeudur. firindan cikarken kureys ve cocuk ikisinin buz tutmua kule donusmus olarak gorduler kuresin kerametine inanarak cocugada qeur ismini verdiler qeur zazacada boz demektir. boz rengi boz at gibi..
sayin ali kaya
alevilik islam ici bir din olasa idi bugun siialigin ve sunnulugun bulundugu heryerde derwislerin zikre dusdugunu gorurduk.ama maalesef bu hic bir dinde yoktur.hic bir dine mensup olmayan yerenler diye derwis ocagi iranda yasamaktadir.yada diger ismi ehli haq ayrica iraktada kakayaler diye bir inanis yine dersim zikre dusen pire yakindir.
illaki butun dinlerin ozunde temizlik dogallik sevgi baris vardir ama dinlerin bunu korumasi cok omenlidir.hic bir din bunu koruyamamis bir seylerin gucune teslim olmustur.ama alevilik hala teslim olmadigi icin dinler ve dinlerin kitaplarina gore eslesme kiyaslama uygularsak birbirine benzerligi bulacagiz bu buldugumuz benzerlik aleviligin ne islam ne yadudilik nede kristiyanlik dinidir diye biliririz.
ayrica:cok tanrili donemlerden tek tanrili dinlere gecis surecinde fikir babasi hz.ibrahim ibrahimi dinler dunya uc ilahi tek tanrili dini kabul eder yahudilik.hristiyanlik,islam ama alevilik bunlara ilahi dinlere yakin oldugu icin ialhi bir din midir degilmidir?tartismasi icine girmistir ve herkes kendine bir pay cikartim benim dinimdir demek istiyor.tabiki kimin kaynagi be okulu guclu ise kendine benzetmek icin elinden geleni yapacaktir.sizin yazinizda oyle islam ici diyebilmemiz icin alevilign kani arap olamsi lazim ama goruyoruz ki siia yada sunni misyonerler hic durmadan calsimis.bu deylemden baslamis ki islam ister sia olsun isrer sunni hic kimsenin ulu yapisina karismamistir.irani halklrda kendi ulusunu koruyarak ama inancini degistirmistir.eger bugun tukmenlerde alevilik goruyosak bundandir.yada haatyda arap aelvileri arapca konusur.lubnanda sia alevileri yine arapca yada arapca lehcelerinde konusur.eger bizde bu dili konusuyorsak demkki konustugumuz dilimiz ne isi bizde oyuz.atalarim zone ma dedikleri dili onlardan ogrendim bu demek oluyor ki ben turk degilim kurt degilim arap degilim.haci bektesi bile tarikatinda diyor aslini inkar eden haramzadedir.bu sozu icinde ulusunu sakladigi icin kullanmistir.haram herkesin bildigi haramdir.zadede farsca bir kelime bey beyefendi anlamidadir.
haram-zade turkce karisiligi pic sokak pici anansi babasi belli olmaya demektir.
bu kelimeyi kimse aslini inkar etmesin diye kullaniyor.eger sah haydarda bu tekkede ogrencilik yapmis ise ve sah haydarin konustugu dil zone ma ise bu oluyor ki oda turk degildir.
bence bu tip kaynagi baska yerere dayali yazilar yazildigi muddetce dersimde misyoner faliyetleri dewam ediyor demektir.
dersimde insanlarin cogu kurban keserken yada dua ederken gunese donup dua edeler bu inancta zerdusten gelmistir.
bence alevilik hic bir seye bagli degildir.zikre dusenler erenlerdir bu sirra varanlardir.
 ali kaya  2010-12-03
  ALEVİLİK
  4-6/10/2010
I. Uluslararası Tunceli(Dersim) Sempozyumu’na Bildiri
Tunceli (Dersim)’de Alevilik inancı
ve dinsel pratikler
Ali Kaya
Alevilik ve Dersim kültürü araştırmacısı,
Tarihçi-Yazar



I-TUNCELİ’DE DİNİ İNANÇ
Tunceli(Dersim)’de egemen dini inanç Aleviliktir. Alevilik dışında % 5 Sünni İslam inancına mensup halkın dışında, tahminen % 0,5 civarın da Alevileşmiş Hıristiyan topluluktan bahis etmek mümkündür. Dersim geçmişte olduğu gibi bugünde seyitlerin, ocakların ana merkezi ve Anadolu’nun ser çeşmesi olarak Alevilerce kabul görülmektedir.

II-ALEVİLİĞİN DİNSEL(İNANÇSAL) VE KÜLTÜREL BOYUTU

1-Alevilik inancı

a)Alevilik İslam içi bir dini inançtır
Alevilik, en genel tanımıyla bir dinsel inançtır. Ama aynı zamanda, her dinsel inanç gibi, bir kültürdür. Konunun bu ikinci yanı üzerinde dana sonra duracağız. Önce, Aleviliğin dinsel boyutunu açıklığa kavuşturalım.

Alevilik, İslami bir dinsel inanç sistemidir. Aleviliğin kurucuları ve yol göstericileri, onu, “Dini İslam [İslam dininden/İslam kökenli], kitabı Kuran, Allah’a kul, Hz. Muhammed’e bağlı, Hz. Ali’ye talip, Hz. Hüseyin’in yolunu süren, Hacı Bektaş-ı Veli’nin ‘eline, diline, beline sahip’ olmayı ilke edinen, iyi düşünce, iyi söz ve iyi davranışta kendini bulan inançtır” diye tanımlarlar. Alevilik, “Tanrı korkusu” yerine “Tanrı sevgisi”ni benimseyen, “Zâhir’i bâtın’la, bâtın’ı zâhir’le birleştiren”, “Şeriat kapısını aşıp, marifet yoluyla hakikat dünyasına ulaşan”, Kuran’ın şekline değil, özüne inen, akıl ve gönül ile ruhsal olgunlaşma yoludur.

Alevi İslam anlayışı, İslamiyet’i, Kuran’a ve Hz. Muhammed’in buyruklarına göre evrensel boyutları ile yorumlayarak, Tanrının yeryüzünde ve insanda tecelli ettiğine [göründüğüne/zuhur ettiğine] inanır. “Vahdet-i vücut (varlığın birliği)”, Alevi Allah inancının temelini oluşturur. Alevi İslâm inancına göre, Tanrı insanın içindedir, insana secde etmek, Tanrıya secde etmekle eş anlamdadır.

Anadolu Alevi İslam anlayışı, yüzyıllar boyunca, Hoca Ahmet Yesevi, Ebul Vefa, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Sarı Saltık gibi “Anadolu Erenleri”nin düşünce ve pratiği ile şekillenip gelişmiştir. Anadolu Aleviliğinin Tunceli kolu ise, bu filozof veliler zincirine Dersim yöresinden eklenen Düzgün Baba, Derviş Cemal, Derviş Beyaz, Mahmut Hayrani, Baba Mansur, Hacı Kureyş, Ağu İcen’lerin düşünce ve eylemlerinin katkılarını taşır. Kök bir’dir, yorumlarda, zaman ve mekân farklılığından kaynaklanan zenginlikler vardır.

Alevilik, İslam’ın özüdür; manasıdır. Onun içindeki insani, akli, ahlaki öz’dür. Alevilik İslam içerisinde doğmuştur. İslam dinini, Kuran yorumu ile kabul eder. Alevilik, Kuran’ın gerçek manasına vakıftır ve tüm mevcudatın Hakk’ın kendi öz varlığından ibaret olduğuna inanır ve bilir. Alevilik, Hz. Muhammed ve Ehlibeyt’e, başta Hz- Ali olmak üzere peygamber soyundan gelenlere büyük bir saygı ve muhabbetle bağlılıktır. Alevilik, Ehlibeyt’in yoludur. Kur’an ve İslâm-ı, Hz. Ali’nin anlattığı gibi anlamaktır. Alevilik, Muhammed’le Hz. Ali’yi birbirinden ayırmamaktır. Aleviler Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in Resul olduğuna ve Hz. Ali’nin Velayet makamına sahip olduğuna inanır. Bu nedenlerden dolayı İslam’ın içindedir. “Alevi”, Hz. Ali ailesinin adıdır. Hz. Ali’ye bağlı olan, o’nu seven, Hz. Ali’nin yolundan giden, Hz. Ali’nin taraftarı olan insanlara
Alevi denilir.

Alevilik, insanın iç âlemine ilişkin düşünsel ve ruhsal yanıyla, bir iç dünya olayıdır; hem ruhsal hem fiziki boyutta hissederek yaşamaktır. “Alevi”, kendisini her anlamda yetiştirmiş, kâmil insan demektir. Alevilik, dış yüzünden halka ve iç yüzünden Hakk’a bakan bir inançtır. Alevilik, İslâm inancını, özünde beslediği amaçlar doğrultusunda anlamaya çalışan; içselliği esas alan, şekil şartlarından çok, insanın yüceliğini benimseyen Hz. Ali ve On iki imamlar gibi inanç sürdürmek demektir.

Alevilik İslâm’ın özündeki Tasavvuf felsefesi ile din kültürünü birleştirir. Alevilik, şekil şartlarından ziyade, daha çok içsellikte arayan İslâm’ın tasavvufi yorumudur. İslam’ın namaz, oruç, hac, zekât gibi zahiri ibadetleri değil; tasavvuf içerikli ve Tanrı’ya kavuşmayı amaç edinmiş kendisine mahsus ibadeti olan ve ibadeti içerisinde Hakka secde, dua, tevhit, zikir, gülbank duası bulunan bir İslam inancıdır. İbadetleri cemevlerinde ve evlerde yerine getirilir.

b)Alevilikte ibadet ve Cemevleri
Alevilerde Cemevleri, toplu ibadet yerleridir. Cem, sözcük karşılığı olarak, toplanma, bir araya gelme demektir. Alevilikte ise, birliğin, beraberliğin, “bir olma”nın adıdır.

Alevilikte Cem yapılan evler, sadece ibadet amaçlı kullanılan mekânlar değildir. Cemevleri edep, erkân amaçlı kurulur. Cemevleri; barış, özgürlük, eşitlik, ibadet, sevgi, yargılama ve karar verme yeridir. Aynı zamanda sohbetlerin yapıldığı, birlik ve beraberliğin korunup sergilendiği, ikrarın verildiği ve erkânın yürütüldüğü güven ve sevginin toplandığı, Hakk’a temenna edilen ve Hakk’ın tecelli ettiği yerlerdir. Hz. Peygamber tarafından “Mescid-i Nebi”de yapılan ibadetin devamıdır. Fecr Suresi’nin 27-28 ayetlerinde, cemaate birbiriyle ilgili “razı etmek ve razı edilmek” durumları sorulur. Sorunlu olanlar varsa, surenin 9 ve 10. ayetlerindeki emre göre, taraflar dinlenir ve adaletli bir uygulama ile barış sağlanır. Fetih Suresi’nin 10 ve 18 ayetlerindeki ilahi lütuf ve iradeye göre, cemaatin el ele tutuşması Allah’ın rızasını kazanmak içindir (Ayrıca bkz: Maide Suresi, 119 ve
Beyyine Suresi 7 ve 8 ayetler)

Kuran’a göre, Allah, yapılan ibadetin şekline değil, özüne bakmaktadır (Bkz: Hac Suresi, 67. Ayet). Alevi-Bektaşiler bu bağlamda Kuran’ın tasavvufi yorumunu esas alarak, kendilerine özgü bir ibadet şekli benimsemişlerdir. Cemevlerinde pir önünde toplu halde yapılan semahlı, ikrarlı, gülbanklı ibadet, namazın kıyam, rükû, secde, dua (kıraat), selam ve tevhit bölümlerini içinde taşır.

Alevilikte hac ibadeti, iyilik yapmak, aç olanı doyurmak, insanlar arasında barışı yaymak, insanlık âlemi için çalışmak ve doğruluktan ayrılmamakla yerine getirilir. Yunus Emre bunu, “Bir gönüle girmenin bin hacca (Kâbe ziyaretine) bedel” olduğu şeklinde açıklamıştır. Hacı Bektaş Veli ise,

Ellerin Kâbe’si var, Benim Kâbe’m insandır
Kur’an da, kurtaran da, insanoğlu insandır
Demiştir.

Anadolu Alevi İslâm inancının temelinde, güzellik ve iyiliği paylaşma ilkesi vardır. Musahiplik (yol arkadaşlığı/kardeşliği), kardeş tutmak, bu ilkenin gerçekleşme biçimlerindendir. Musahiplik ilişkisi, fitre ve zekâtı daimi kılan dayanışma ve paylaşma biçimidir.

Alevilerin kendine özgü oruç anlayışları vardır. Alevilerde oruç, nefsi terbiye etmenin yollarından biridir. “Eline diline, beline, aşına, eşine, işine sahip olmak ve kendini bilmek”, nefsi terbiye etmek demektir. Yine de Alevilikte, aç kalarak nefsi terbiye etme de vardır. Bu, Muharrem orucudur. Kur’an’da, Bakara Suresi, ayet 183’de (“Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi, sizin üzerinize de yazılmıştır”) ve Fecr Suresi, ayet 1, 2’de (“And olsun tan yerinin ağarma vaktine. On geceye”), Allah’ın oruçla ilgili emirleri yer almıştır. Bu ayetler, Muharrem Orucu tanımlar. Hz. Muhammed öncesi tutulan oruç Muharrem orucudur, bu orucu Peygamberimiz de tutmuştur.

c)Aleviliğin inanç felsefesi
Alevi İslâm inancı, erdemliliği, insancıllığı, barışı, eşitliği, insanlığın özlem duyduğu paylaşmacılığı, kardeşliği yüceltir. Her şeyin temeline insanı, insan sevgisini koyar. Alevi İslâm anlayışında, İnsanı sevmeyi ibadet olarak kabul eder. Tanrının insanda tecelli ettiğine inanır.

Tasavvuf, onun felsefesinin özünü ortaya koyar. Alevi İslâm inancında, insan Tanrı’nın yeryüzündeki tecellisidir, insanda Tanrı’nın tecellisi vardır. Bu sebeplerden dolayı insanların rızasını kazanmayan hiçbir kimse Tanrı’nın rızasını kazanamaz. Alevilikte yetmiş iki millet bir görülmüştür. Tüm insanlar Tanrı’nın bir parçası olarak görülmüştür. Alevilik insanlar arasındaki farklılıkları bir zenginlik olarak görmüştür. Alevilik, İslâm’ın özünü tevhit inancında bulur. Yani, varlığın birliği inancı.

Alevilikte “Dört kapı, kırk makam” vardır. Her makamın on esası vardır. İnsan-ı kâmil olma vardır. Edep, erkâna uyma vardır. Yedi ulu ozanın inançları vardır. Kırklar mecilisi, tevella ve teberra, miraçlar, düşkünlük, dar vardır. Barış, esenlik, kardeşlik, eşitlik, toplumsal dayanışma hoşgörü, kul hakkını yememe, iyiliği emretme, kötülükten uzak durma, yalan ve riyadan sakınma, zina vb çirkinliklerden kaçınma, haksız kazanç edinmeme, zulme karşı çıkma gibi, ahlaksal ilkeleri yaşama egemen kılan tüm değerler Alevi İslâm inancında olduğu içindir ki, Alevilik İslâm’ın özüdür.

2-Aleviliğin kültürel boyutu
Alevilik; felsefesi, ahlaki değerleri, ibadet biçimleri ve ritüelleri, öngördüğü ve yerleştirdiği insan ve toplum ilişkileri, semahı, müziği, manzum metinleri vb vb ile bütün büyük inanç sistemleri gibi büyük bir kültür de yaratmıştır. Bu büyük kültür ırmağı, Horasan’dan Ahmet Yesevi’lerle yola çıkmış, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Pir Sultan, Sarı Saltıklarla Anadolu’da bir deniz oluşturmuştur. Irmağın Dersim kollarını Düzgün Baba’lar, Baba Mansurlar, Dersim Ocakları oluşturur. Dersimde Musahiplik, Kirvelik, inanç ve kültürünün temeli olarak kabul edilir. Hızır, on iki imam ve Gağand oruçlarındaki ibadet biçimleri ve ritüellerinin başında gelir.Dersimde dini,doğa inanları,halk yaşantısı,halk hekimligi,sosyal yaşantı,mezar kaldırmak,misafir ağırlamak,evlenme gelenek ve görenekleri,yöresel ölçüler yemekler ,bilmeceleri,manileri,masalları,şiirleri,beyitleri,deyişleri,görgü cemlerde rıza lokması dağıtmak,örf,adet,gelenek,görenek kadın erkek eşitliği Dersim’de Alevi inancının temelini oluşturur.Alevilik inancı eğitim ve öğretimin önemini, fen ve bilimin gelişmesinde temel teşkil etmiştir.
Dersim tarihsel boyutuyla da zengin bir kültür birikimine sahiptir. Dersim tarihe beşiklik etmiştir.
Dersimde, Saburular, Muşkiler, Sümerler, Huriler, Hititler, Urartular, Medler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Sefaviler ve Osmanlılarılar varlık göstermişlerdir. Önemli tarih kalıntılar ve kültürel izler bırakmışlardır.


III-ANAYASA VE YASALARDA ALEVİLİĞİN YERİ, ALEVİLERİN SORUNLARI

1-Anayasa ne diyor, uygulama nasıl?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında, devletin ve toplumun dinine ilişkin hiçbir belirleme yapılmaz. Bu, Cumhuriyet’in temel ilkelerinden biri olan “laiklik”in gereğidir. Laik devlet, Türkiye toplumundaki herhangi bir dinsel inancın yanında, onun destekleyicisi vb olamaz. Aynı şekilde, herhangi bir dinsel inancı karşısına da almaz, alamaz. Laiklik gereği olarak, almamalıdır. Herhangi bir dinsel inancı diğerlerine göre kayıramadığı gibi, başka bir inancı da, beriki lehine baskılayamaz.

Aynı şekilde, eğitim ve öğretime ilişkin yasalar (Milli Eğitim Temel Kanunu, vd) başta olmak üzere, Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, İş Kanunu, Ceza Kanunu gibi toplumsal yaşamı düzenleyen yasaların hiçbirinde de, yurttaşlar arasında dini inançlara göre bir ayrım, bir ayrıcalık öngörülmez.

Yasalar ve Türkiye’nin genel hukuk düzeni böyle olmakla birlikte, gelgelelim yaşamın pratiğinde durum hiç de yasalarda yazılı olduğu gibi değildir. Devletin örgütlenmesinden başlayarak, devletin işleyişinde ve yurttaşlarla ilişkilerinde egemen olan uygulama, Sünni İslam mezheplerine göre yürütülmektedir. Bu uygulamaya göre, Türkiye toplumu dini inanç bakımından türdeştir ve Sünni Hanefi mezhebindendir. Devletin, toplumun din işleriyle ilgili kurumu Diyanet İşleri Başkanlığı bu Sünni İslam mezhebini esas alarak çalışır. İster devlet eliyle yapılsın, ister inanç sahipleri ve grupları tarafından yapılsın, ibadethaneler ve onların hizmetleri konusunda sadece camiler için, camilerde ibadet eden toplum kesimleri için tam bir serbesti vardır. Ama Alevilik hem bu hizmetlerden yoksundur, hem de Alevi yurttaşların
Bu tür ihtiyaçlarını giderme, büyük baskı altındadır.

Alevilerin Cumhuriyet döneminde de, Osmanlı’dan kalma baskılarla, fiili yasaklamalarla karşı karşıya kalmışlardır. Bu baskı ve yasaklamalar, hem devlet-yurttaş ilişkilerinde, hem de toplumun kendi içinde uygulanmıştır. Alevilik inancı, Sünni İslam inanışları ve o inanış temelinde örgütlenmiş Diyanet İşleri, Üniversiteler tarafından, büyük bir dışlanmaya, baskılamaya maruz kalmıştır. Bu baskıların zaman, zaman şiddete dayalı saldırılar biçimini almış olmasından ise, söz bile etmiyorum.

Sonuç olarak, Cumhuriyet maalesef, ne devlet katında, ne de toplum katında laiklik ilkesini egemen kılabilmiştir. Aleviliğe ilişkin bütün bu baskı, kısıtlama, yasaklama ve şiddetten, Tunceli Aleviliği de nasibini almıştır. Hatta diyebiliriz ki, en çok Tunceli Aleviliği almıştır. Baskının, etnik köken farklılığı kaynaklı boyutundan burada söz etmiyorum.

Söylediklerimizi kısa örneklerle daha da açık ve somut hale getirelim.

Örneğin, Anayasa’nın 10. Maddesi’nde, “herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye aileye ve zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” yazar. 24. Maddesi’nde ise “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” hükmü yer alır. 24. Madde’ye göre de, Anayasanın 14. Madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklanmaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Din ve ahlak eğitim öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.

Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandıramaz ya da siyasi, kişiler çıkar, nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, din ya da din duygularını ya da dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. İnsan Hakları Bildirgesi’nin 18. maddesi; “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenleri açığa vurma özgürlüğünü içerir”, der.

Anayasamıza göre, Türkiye laik ve demokratik bir ülkedir, yukarıda aldığımız maddelerden de anlaşılacağı gibi, “din ve ibadet özgürlüğü” yasal güvence altında alınmıştır. Ne yazık ki “yurttaşlar arasında ayırım yapmamak, yasaları yurttaşlara farklı uygulamamak” hükümlerine karşı Alevilik hâlâ resmi düzeyde yok sayılmaktadır.

2-Diyanet’in dünü ve bugünü
3 Mart 1924’te kaldırılan halifelikten sonra şeyhülislamlığın yeni bir biçimi ve devamı niteliğinde olan “Şeriye Vekâleti” de kaldırılmış, yerine İslam dininin inanç ve ibadetlerine ilişkin hükümleri içeren işlerini yürütmek amacıyla “Diyanet İşleri Reisliği” kurulmuştur. 22 Haziran 1965’te kabul edilen yasa ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş ve görevleri yeniden düzenlenmiştir. Bu kuruluş yasası 26 Nisan 1979 tarih ve 1982 sayılı yasayla önemli ölçüde değişikliğe uğramış, 18 Temmuz 1984’te çıkarılan kadro kararnamesine göre Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatı son şeklini almıştır. Bu yasada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevi “T.C. vatandaşlarına din hizmeti (!) götürmek” olarak tanımlanmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşundan günümüze Hanefi mezhebinin bir kurumu işlevini görmektedir. Kurumda 94,579 kişilik personel görev yapmaktadır. Yılda yapılan cami sayısı ortalama 1.500’dür. Diyanet İşleri 2010 yılına kadar yani altı yıl içinde 33,100 cami yapımını daha hedeflemektedir. Halen 73,523 olan cami sayısı bu sürenin sonunda 106,623’e çıkacak, aynı plan çerçevesinde 2700 ilave ile Kuran kursu sayısı da 7700’e yükselecektir.
1992 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi 3 trilyon lira, 1993’te 3,7 trilyon, 1994’te 8,5 trilyon, 1995’te 12 trilyon, 1996’da 43 trilyon, 1997’de 47 trilyon, 1998’de 93 trilyon, 1999’da 253 trilyon, 2000’de 350 trilyon, 2001’de 372 trilyon, 2002’de 475 trilyon, 2003’te 713 trilyona çıkmıştır. 2004’te 997 trilyon 437 milyara çıkmıştır. 9 bakanlığın bütçesinden daha fazla ödenek ayrılmıştır. 2004 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na 15,000 ek kadro tahsis edilmesi planlanmıştır.

2005’te bir katrilyon 122 milyar, 2006’da 1 katrilyon 308 trilyon, 2007’de, 2 katrilyon; 2008 yılında ise, 1.211.608 katrilyon ile birlikte Diyanet vakıf gelirleri eklendiğinde bu rakam 2 katrilyona çıkmaktadır. 2009 yılında 3 katrilyona varan bütçe ile dokuz bakanlığın bütçesinden daha fazla bir bütçe ile inanç hizmeti yürütmektedir. 2010 yılında ise 5 milyara yakın bir bütçe ile Diyanet sadece belli bir mezhebe hizmeti götürmektedir.
Hz. Muhammed’in herkese uyguladığı adalet, güven ve ahlakilik ilkelerini acaba bu diyanet uyguluyor mu?

Sadece İstanbul’da 840 kişiye bir cami düşerken, 1045 kişiye bir okul düşmektedir. 2003 yılı itibariyle de Türkiye’de 536 imam hatip lisesinin bulunmakta ve bu liselerde 105,000 öğrenci okumaktadır. Yıllık imam-hatip gereksinimi 5000 kişi olmasına karşılık, bu liseleri bitirenlerin sayısı 25.000 kişiyi bulmaktadır. 2003 yılı itibariyle imam hatip lisesini bitirenlerin sayısı 511.000’i aştığı anlaşılmaktadır. Bu sayılar eğitim düzeninde yaratılan çarpıklıkları ortaya koymaktadır. Normal okullarda bir öğretmene 27 öğrenci düşerken imam hatip liselerinde 10 öğrenciye bir öğretmen düşmektedir. Açılışından bu güne kadar imam hatip okullarından ve kuran kurslarından mezun olan öğrenci sayısı 3.622.062’dir. Bu öğrencilerin % 62’si kız olması düşündürücüdür. Bu öğrencilerin ancak % 2’si imamlık yapmaktadır. 2004 yılı itibariyle imam hatip lisesi mezunlarının sadece
%7,4’ü camilerde din adamı olarak görev yapmaktadır. Bu gerçek, imam hatip liselerinde eğitim gören öğrencilerin ancak % 12’sinin “imam hatip” olmak istediğini doğrulamaktadır.

1945 yılında köylerdeki cami ve mescit oranı 6,7 iken, 1960’ta yüzde 75,3’e çıkmıştır. Bu dönemde din birden keşfedilmiş, yaklaşık 11 kat artmıştır. Cami ve mescit sayısı, “Köy Enstitüleri”nin kapatılıp bunların yerine cami ve mescit yapılmasıyla hızla yükselmiştir. Oysa Avrupa’da hiçbir devlet dinle ilgili çalışmalarda maaş ödememekte, ibadet yerlerinin elektrik, su ve doğalgaz ihtiyaçları için ödenek ayırmamaktadır.

3-Sorunları aşmada Alevi Çalıştayları
3/4 Haziran 2009 Ankara, 8 Temmuz 2009 tarihinde İstanbul, 19 Ağustos 2009 yine Ankara’da, 30 Eylül 2009 tarihinde Ankara, 11 Kasım 2009 tarihinde İstanbul’da altıncısı da 17 Aralık 2009 tarihinde Ankara da gerçekleşti. Alevi çalıştayı olarak bilinen çalıştayların dizisi 27-3 Ocak 2010 tarihinde Ankara Kızılcahamam da gerçekleştirilen yedinci ve son çalış taylara sözde tamamlandı. Bu çalıştaylara yaklaşık 400 kişi katılmasına rağmen umulan sonuçlar bu güne kadar alınamadı. Aleviliğin İslam üst başlığı altında “Hak, Muhammed- Ali” kavramlar etrafında oluşan bir inanç ve erkân yolu olduğu konusunun dışında ciddi bir gelişme görülmedi



ABD - JAPONYA AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNDE DİN ÖĞRETİMİ VE TÜRKİYE İLE KARŞILAŞTIRILMASI

1975 yılında Son Helsinki Kararının imzalanmasından bu yana, Avrupa Güvenlik Ve Dayanışma (OSCE) üyesi bir çok ülkede Din özgürlüğü, OSCE sürecinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Son Helsinki Kararından Viyana ve Kopenhang Karar Belgelerine kadar her aşamada OSCE üyesi ülkeler, din özgürlüğünün temel bir insan hakkı olduğunu sürekli onaylamışlardır. Yalnız başına ya da topluca din ve inançlarını serbestçe dile getirmiş ve dinin gereklerini uygulama özgürlüğü, sınır tanımadan aynı dinden kişilerle buluşup bilgi alışverişinde ve din değiştirme özgürlüğü gibi özgürlüklerin tümü OSCE belgelerinde kutsal kabul edilmiştir. Üye ülkeler de medeni, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamın her alanında dini nedenlere dayanarak ayırımcılık yapılmasını önleme ve ortadan kaldırma yükümlülüğünü üstlenmişlerdir. Dinsel toplumların, personel seçimi gibi iç işlerine karışmamak da OSCE’nin din özgürlüğü anlayışının temelindedir. Herhangi bir dilde din eğitimi sağlamaları hakkı da korunmuştur. Üye ülkeler de uygun kuruluşlarda dinsel personelin eğitimlerine olanak sağlamaya söz vermişlerdir.

Son Helsinki Kararı (1975)
Düşünce, vicdan ve din ve din veya inanç özgürlüğü dahil insan hakları ve temel özgürlüklere saygı
Üye ülkeler düşünce, vicdan ve din veya inanç özgürlüğü dahil ırk, cinsiyet, dil veya din gözetimi yapmaksızın tüm insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı göstereceklerdir.

Madrid Karar Belgesi (1983)
Üye ülkeler, bireylerin din ve inançlarını özgürce dile getirme ve yalnız veya topluca başkalarıyla kendi vicdanı doğrultusunda uygulama hakkını tanıyıp saygı göstereceklerini yeniden onaylar ve bunun ötesinde bu özgürlüğü güvence altına almak için gerekli eylemleri almayı kabul ederler.
Bunun ötesinde üye Ülkeler, dini inanışlar, kuruluşlar, dernekler ve temsilcilerinin, etkinlikleri alanında bağlantılar kurabilmeleri, aralarında toplantılar yapabilmeleri ve bilgi alışverişinde bulunabilmeleri için Son Yasanın ilgili hükümlerini uygulayacaklardır.

Viyana Karar Belgesi (1989)
Üye ülkeler, ırk, cinsiyet, dil veya din gözetimi yapmaksızın düşünce, vicdan ve din veya inanç özgürlüğü dahil tüm insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı duyacaklardır.

Kopenhang Karar Belgesi (1990)
Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı olacağını yeniden onaylarlar. Kişinin din ve inanç değiştirme ile kişinin din ve inancını birey olarak ya da topluca başkalarıyla, halk içinde ya da yalnız başına tapma, öğretme, uygulama, ve yerine getirme yoluyla ifade etme özgürlüğü de bu hakkın kapsamına dahildir. Bu hakkın uygulanması, yalnızca yasanın getirdiği ve uluslararası standartlarla tutarlı kısıtlamalara tabi olabilir.
Dini özgürlüklerle ilgili Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme Madde 13/1’de şöyle denilmektedir.
Bu sözleşme’ye Taraf Devletler, herkesin eğitim görme hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Taraf Devletler eğitimin, insanın kişiliğinin ve onur duygusunun tam olarak gelişmesine yönelik olacağı ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygı güçlendireceği hususunda mutabıktırlar.
Taraf Devletler, ayrıca, eğitimin, herkesin özgür bir topluma etkin bir şekilde katılmasını sağlayacağı, tüm uluslar ile tüm ırksal, etnik ve dinsel gruplar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu geliştireceği ve Birleşmiş Milletler’in korunmasına yönelik faaliyetlerinin güçlendireceği hususlarında mutabıktırlar.
Çeşitli ülkelerde din eğitimi uygulamalarıyla Türkiye’deki din eğitimi ile karşılaştırılmalı eğitim bilimi ve Türkiye’de din eğitimi açısından önemlidir. Türkiye’de din eğitimi sorunu yaygın olarak tartışılmakta ve güncelliğini korumaktadır. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne aday olası tartışmalara yeni boyut kazandırdı. Avrupa Birliği din eğitimi konusunda Türkiye’den bazı değişiklikler istemesine rağmen, dini eğitimi konusunda direngenlik göstererek değişikliğe gidilmedi.
Örneğin, AB Komisyonu, Haziran / 1988 tarihinde yaptığı Cardiff Zirvesi’nden sonra Türkiye hakkında rapor hazırlayarak (İlerleme Raporu) bu raporu Ekim / 1988’de AB konseyine sunmuş olup, bu ve bundan sonra düzenli İlerleme Raporlarında din, inanç ve vicdan özgürlüğü konusunda Alevilere ve Alevilerin çözüm beklediği konulara yer vermeye başlamıştır.
1998 Yılı İlerleme Raporunda, “Türkiye’nin Alevi Müslümanları en az 12 milyon kişi olarak tahmin edilmektedir. Sünni din adamlarının aksine, hükümetten maaş alan Alevi din adamları yoktur.”
1999 Yıılı İlerleme Raporunda, “Din özgürlüğü bakımından Lozan Antlaşması ile tanınan dinsel azınlıklar ve diğer dinsel azınlıklar arasında bir muamele farklılığı hala mevcuttur.”
2000 Yılı İlerleme Raporunda, “Alevilere yönelik resmi yaklaşımda her hangi bir değişiklik olmadığı görülmektedir. Alevilerin şikâyetleri yalnızca Sünni camileri ve dinsel vakıfların inşası için mali destek sağlaması yanında, okullarda ve ders kitaplarında Alevi kimliğini yansıtmayan zorunlu din eğitimi verilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.
2001 Yılı İlerleme Raporu, “Sünni olmayan Müslüman toplulukların durumunda iyileşme olmamıştır. Alevilere yönelik resmi yaklaşım değişmemiştir. (...) Alevilerin şikayetleri, okullarda ve ders kitaplarında Alevi kimliğini tanımayan zorunlu din eğitimi verilmesiyle ve yalnızca Sünni camileri ve dinsel vakıfları için mali destek sağlanmasıyla ilgilidir.”
2002 Yılı İlerleme Raporu, “Şubat ayında Alevi ve Bektaşi Kuruluşları Birliği Kültür Derneği, Anayasa’nın 14 ve 24. maddeleri ve Dernekler Yasası’nın 5. maddesi uyarınca, Alevi ve Bektaşi adı altında dernek kurulamayacağı gerekçesiyle mahkemece kapatılmasına karar verilmiştir.
2003-2004 Yılı İlerleme Raporu, “(...) 6 Ekim 2004’te açıklanan İlerleme Raporunda Alevilere ilgili olarak “Sünni olmayan Müslüman azınlıklara gelince, durumlarında bir değişiklik olmadığı görülüyor. Aleviler, dini bir topluluk olarak resmen tanınmamaktadırlar. İbadethane açmakta zorluklar yaşamaktadırlar.
2010 yılına kadar Avrupa Parlamentosu Türkiye’yi azınlıklara ve dini topluluklara uyguladığı ayrımcılıklara ve dayattığı zorluklara son vermeye çağırır. Alevilerin yasal olarak tanınmasını ve yasal korunma altına alınmasını, cem evlerinin inanç merkezleri olarak resmen kabul edilmesini, din derslerinin Sünni öğretiyle sınırlandırılmaması ve seçmeli ders olmasını savunur ve talep eder. İnsan Hakları, Avrupa Mahkemesince Avrupa sözleşmesine aykırı bulunan zorunlu din derslerine ilişkin madde değişikliklerine değinilmedi. Türkiye de kimlikler üzerinde can yakıcı olan bir konu olan yurttaşlık tanımı ve inançları referendum da dahi gündeme alınmadı. Avrupa ülkelerinde, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Belçika, Avusturya, Hollanda, Danimarka, Yunanistan ve diğer dünya devletleriyle Türkiye ile din öğretimi karşılaştırma yapılırken Dünyada yaygın olarak iki yaklaşım sergilenmektedir. Mezhebe dayalı din öğretimi birde mezhebe dayalı yaklaşımlarıdır. Türkiye’de devlet din öğretimine doğrudan ve belirleyişi bir şekilde müdahale etmektedir. (1982 Anayasası) Amerika Birleşik Devletinde merkezli bir milli eğitim bakanlığı ve merkezi tedrisat yasası yok. Okul müfredatları ise eyaletler, hatta okullara göre farklılık gösterebiliyor. Devletin her hangi bir dini tanıması, desteklenmesi ya da vergi ödeyenlerin paralarını bir dinin tanımı ve propagandası için harcanması şiddetle yasaktır. Okullarda dini semboller bulundurulması da anayasaya aykırıdır. Avrupa ülkelerinde ise, okullarda güncel dini konular ve bilgiler verilmiyor. Din eğitiminde amaç laik ilkesine dayalı öğrenciye din bakışı aşılamak değil, dinler hakkında bilgi vererek kendi değerlerini ve diğer dinlerin maneviyatını anlamalarını sağlamak, yaklaşım eleştirel bir bakış açısı oluşturmanın yanı sıra, dünyada haberdar olma yetkilerini geliştirmektedir. Örneğin, Belçika ve Avusturya’da din dersleri programlarıyla ilgili dinin tarafından yapılır ya da onaylanır. ABD de herhangi bir dinin tanımlanması, desteklenmesi ya da vergi ödeyenlerin paralarını bir dinin tanıtımı propagandası için harcanması şeklinde yasak olduğu için okullarca güncel dini konular ve bilgiler verilmiyor. Okullarda dini sembollerin kullanılması da anayasaya aykırıdır ve dinler tarihi karşılaştırılmalı din çalışmaları içerikli bir dönem okullarda sunulması dünüşülmektedir. Avrupa ülkelerinde Fransa, Almanya, İspanya, İtalya’da resmi din yoktur. İngiltere, Almanya, Norveç’te geliştirmeye çalışılan yeni yaklaşımlara yeni mezhepler üstü model “mezheplere bağlı olmayan model, birleştirici model, çoğulcu model vb.” modellerle yeni bir statüye kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Mezhebe dayalı din öğretimi uygulayan Avrupa ülkelerinde din derslerinin adı ile ilgili dinin adı ile anılmaktadır. Öğretmen atamalarında ve programlarının belirlenmesinde ilgili dinin temsilcisi kurumdan olay alınarak uygulanır. Din öğretiminde esas insana saygı geleneksel ve bireysel kültür yaratıcılığına saygı temelinde, demokratik toplum yaratma, dünya barışına katkı sağlama, erdem, duygusunu geliştirerek, bağımsız karar verme yetkisini geliştirmeyi esas alan dini öğretimin Türkiye’de yapılması zorunluluktur. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler de din öğretimi ve eğitimi inanç özgürlükleri içinde algılamaktadır. Devletler vatandaşın dini inancına, düşünce ve ifade özgürlüklerine karışmamaktadır. Devlet vatandaşın dinine karışmayı inanç özgürlüğüne saldırı olarak algıladığı için din eğitimi ve öğretimini özel din temsilcilerine bırakmıştır.
Türkiye’de, her ne kadar hak olarak görülse de, Anayasada din derslerinin zorunlu kılınması, devlet tarafından yerine getirilmesi gereken bir hak olarak görülmesi nedeniyle, anayasa uyarınca devlet, din eğitim ve öğretimini tekeline alarak Sünni teolojiyi ayrıcalıklı konuma getirmiştir. Türkiye’de, devlet dini öğretime direk müdahale etmektedir. Dini öğretime devlet baskın bir biçimde hâkimdir. Din eğitiminin sadece bir mezhebin dini vecibelerini, dualarını, doktrini ve tarihini yerine getirmektir. Örneğin, Demokrasi ile yönetilen Fransa’da kamusal alanda dini öğretim yapılmamaktadır. Okullarda dini konuların yasaklanmasını getirdi. Laikliğin kararlı bir şeklide savunulması gibi yeni bir model geliştirdi. Türkiye kendi tarihsel, siyasal ve toplumsal talepleri göz önünde bulundurarak Avrupa normlarına göre model geliştirmemiştir. Halkıyla bütünleşen bir devlet bütün inanç gruplarının taleplerini göz önünde bulundurarak çağdaş model geliştirerek devlet, halk bütünleşmesini sağlar. Vatandaşın dini eğitim ve öğretim ihtiyaçlarını bilimsel yöntemleri dikkate alınarak talepleri sağlıklı bir şekilde yerine getirir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri Anayasa zorunlu olmaktan çıkarılarak tüm inanç gruplarına eşit, adil, ahlakililik ve güven esas alınarak yeniden hazırlanmalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı tüm inanç kurumlarının ihtiyaçlarını karşılayacak özerk bir kurum haline getirilmeli veya işlevsizleştirilmelidir. Dinler, mezhepler ve inançlar üstü bir din eğitimi ve öğretimi tüm vatandaşlara eşit, adil ve ahlakililik esas alınarak Diyanet İşleri Başkanlığı yeniden yapılandırılmalıdır.



4-Alevilerin talepleri
1. Diyanet İşleri Başkanlığı toplumdaki bütün dinsel ve mezhepsel katmanların dinsel inançlarını karşılayacak şekilde yeniden düzenlenmeli, Din İşleri Yüksek Kurulu oluşturularak doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı özerk konuma kavuşturmalı ve nüfus oranında genel bütçeden pay verilmesi.
2. Aleviler ibadet yerinin Cemevi olarak kabul edilmesi.
3. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde Aleviliği yer almadığı bir İslam içindeki yerinin belirlenmediği görülmüştür. Okullarda tamamen Sünni teoloji anlatılmaktadır. İnanç farklılıkları göz ardı edilmektedir. İslam’ın Arap-Emevi yorumu öne çıkarılmıştır. Bu nedenle Alevilik İslam inancı anlatılmamaktadır. Din kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarında Kuran ve Ehlibeyt, Alevilik Ahlak Yasası ve anlayışları, Alevilikte Cem, 12 hizmet, sema, musahiplik, kirvelik, Hızır ve muharrem oruçları, dört kapı, kırk makam, üç sünnet, yedi farz, on iki farz, Alevilik Edebiyatı, Alevilik Erkanları ve ibadetleri mutlaka yer almalıdır. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri mezhepler üstü model şeklinde yeniden hazırlanmalıdır.
4. Emeviler ve Abbasiler döneminden beri süre gelen Din kitaplar ve ansiklopedilerde Aleviler - Ehlibeyt hakkında uydurulan hadislerden ve devlet arşivindeki kitap ve belgelerdeki aşağılayıcı, kötüleyici, sözcük ve kavramlardan arındırmalıdır. Alevi Edebiyatını tanıtıcı okuma parçalarının kitaplarda yer almalıdır. Bu nedenle Alevi inancına saygı gösterilmesi ve yanlıştan vazgeçilmesi anlatılmaktadır.
5. İmar Kanunu ve Köy Kanununda değişiklik yapılarak tıpkı Cami, Kilise, Sinagog, Havra gibi Alevilerin ibadet yeri olan Cem evlerine yer ayrılmalıdır. Elektrik, su, doğalgaz ve diğer giderleri karşılanmalıdır. Sünni cemaatin ibadethanelerine verilen devlet desteğinin aynısı Alevi ibadet yerleri olan Cem evlerine ödenerek verilmelidir.
6. Alevi inanç önderlerini çağın gereklerine göre yetiştirebilecek orta ve yüksek öğrenim kurumları oluşturulmalıdır.
7. Alevi toplumunun kendilerini ifade edebilecek inançları icra edebilecek inanç ve ibadet usullerini kabullenmesi ve özel bir yasayla mutlaka yasallaştırılmalıdır.
8. Devlet Alevilerin potansiyel suçlu görmekten vazgeçilmeli, Alevilere karşı eşit, adil, inançlara saygı temelinde hareket etmelidir. Anayasanın 10. ve 24. maddeleri işler hale getirilmelidir.
9. Devlet Alevilik inancını tarihi ve kültürel yönüyle de insana tanıtacak TV programlarına yer vermelidir.
10. Bağlama okullarda çalgı aleti aracı olarak kabul edilmelidir.
11. Muharrem orucu ve Hz. Ali’nin doğum günü olarak kabul edilen Nevruz bayramının dini gün olarak kutlanması. Gadr-i Hum gününün kurtuluş günü olarak kutlanması.

IV-SONUÇ VE ÖNERİLER

Ülkemizde inanç hakları ile ilgili olarak:
1- İnsan haklarına, özellikle din ve inanç özgürlüğüne saygı gösterilmeli, bu konuda hoşgörülü bir ortamın oluşması sağlanmalı.
2- Dine veya inanca dayalı ayrımcılık ve hoşgörü eksikliği ve dine veya inanca dayalı önyargılar ve tek tipleştirme eğilimleri ile mücadele edilmeli.
3- Din eğitimi isteğe bağlı olmalıdır Zorunlu veya seçmeli ders olarak okullarımızda okutulmamalıdır. İsteğe bağlı din eğitimi, örgün eğitim çerçevesi içinde planlanmalıdır.
4- İsteğe bağlı din eğitiminin içeriği Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin içerik ve felsefe boyutuyla çelişmeyecek şekilde tasarlanmalı ve uygulanmalıdır. İsteğe bağlı din eğitimi üniversite mezunu, pedagojik formasyon almış ve din eğitimini yukarıda yazılı ilkeler doğrultusunda uygulayabilecek din bilgisi öğretmenleri tarafından verilmelidir.
5- İsteğe bağlı din dersi veren öğretmenlerin maaş ve ücreti için devlet bütçesinden herhangi bir pay ayrılmamalıdır.
6- Bu alternatiflerin ülkemizdeki inanç çeşitliliğini yansıtan katılımcı bir süreç içerisinde uzmanlar tarafından tartışılması ve kabul edilebilir, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir öneri geliştirmelidir.
7-Din Kültürü ve Ahlak Eğitimi mezhepler üstü bir yaklaşım içerisinde din eğitimi bir hak olarak görülmeli. Anayasal tercih din eğitiminin bir özgürlük konusu olarak ele alınıp sosyal bir hak olarak da yenilen düzenlemelidir. Türkiye’de din eğitimi kendi tarihsel toplumsal, siyasal yapısı içinde yeniden XXI. yüzyıl Türkiye’sine yakışır bir şekilde yeniden ele alınmalıdır.
8-Başta Aleviler olmak üzere Şiileri, Şafileri, Bahaîleri, Katolikleri, Ortodoksları, Protestanları, Gregoryenleri, Musevileri, Süryani ve Ezidileri, Nusayrileri, Agnostikleri, Deistleri, Ateistleri ve tüm inanç gruplarını eşit adil, ahlakilik ve güven temeli üzerinde inançlarına özgürlük sağlanmalıdır.
9- Diyanet İşleri Başkanlığı tüm inanç kurumlarının ihtiyaçlarını karşılayacak özerk bir kurum haline getirilmelidir.



V-KAYNAKÇA
1. Fazlı Arabacı, “Avrupa (Almanya, İngiltere, Hollanda, Fransa, Belçika)’da Din Öğretimi”, Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye’de Din Eğitimi ve Öğretimi. s. 91.
2.S. Hayri Bolay ve Mümtaz’er Türköne, Din Eğitimi Raporu, Ankara, 1995
3.Neol Teranor, “Kiliseler İle AB Arası İlişkiler”, Uluslararası Avrupa Birliği Şurası Tebliğ ve Müzakereler (3-7 Mayıs 2000), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayanı, Ankara, 2000
4. Beyza Bilgin, Eğitim Bilimi ve Din Eğitimi, A.Ü. İ.F. Yay. Ankara, 1988
5. Recep Karaca, Batı Trakya’da Türk ve Yunan Okullarında Din Dersleri Müfredat Programları, Müslüman Türk Okullarında Eğitim Sorunları ve Çözüm Önerileri, U.Ü. İlahiyat Fakültesi Basılmamış Lisans Tezi, Bursa, 1999.
6. Harry Noormann, “Almanya’da Hıristiyan Din Dersinin Hukuksal Çerçeve Koşulları ve İslâm Din Dersi İçin Olası Modeller”; Türkiye ve Almanya’da İslâm Din Dersi Tartışmaları, C.Ü. İlahiyat Fakültesi ve Konrad Adenauer Vakfı Yayını, Ankara, 2000.
7.Doç. Dr. Mehmet, Zeki Aydın, Avrupa Birliği Ülkelerinde Din Öğretimi ve Türkiye ile Karşılaştırılması. Makale
8.Alevi Bektaşi Federasyonu - Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye ve Aleviler – 2002
9. Yürür Kızılca, ABD, Japonya ve Avrupa Birliği’ne bağlı ülkelerin, ilk, orta ve lise seviyesindeki okullarında din dersi eğitimi.(Tez çalışması)
10.TESEV Yayınları, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Değerlendirme Raporları, 2004
11. Cavit Orhan Tütengil, Türkiye’de Köy Sorunu, İstanbul - 1970
12.Adel Allouche, The Origins and Development of The Ottomen - Safawid Conflict, s. 171-173, Berlin - 1983; Akt. Prof. Dr. Ahmet Uğurlu, İbn-i Kemal.
13.Soner Yalçın, Hürriyet Gazetesi, 20 Ocak 2008
14. Ali Kaya, Alevilik’te Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Can yayınları, İstanbul- 2006
15. Ali Kaya, Tunceli (Dersim) Kültürü, Can Yayınları, İstanbul 1995
16. Ali Kaya, Alevilikte İnanç sohbetleri, Can yayınları, İstanbul 2008
 erdem  2010-11-30
  güzel bir yazı
 erdebil tekkesi üzerine çok fazla kafa karışıklığı yaratan yazılar var. böyle bir inceleme yazısının ufkumuzu açacağına inanıyorum. yazının devamını merakla bekliyorum..
Bu Habere Yorumunuzu Ekleyin
İsim
E-posta
Başlık
Yorum
       Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir
Iletisim   |   Sitene Dersim Haberleri Ekle   |   Anasayfam yap   |   Sik Kullanilanlara Ekle
Copyright © DersimNews.Com 2008-2011 Dersim Haber Ajansı iletişim: dersimnews@hotmail.com