ANASAYFA
  18 Mayıs 2012 Cuma 07:11  Dersimnews.com Yenilendi 21:07:00  Misyoner Müftünün İtirafları 19:33:00  Çalıştayın Amacı Alevi Sunnileştirmekmiş! 17:57:00  Paş Köyü’nde Askerler Ormanları Yakıyor! 15:30:00  Amaç Devşirme Alevi Yetiştirmek -01:26:00  FDG’den Erdoğan’ın Sözlerine Tepki 22:39:00  Dersim’de Kayıp Bir Ozan: Sey Qaji 11:49:00  Çanakkale’de Artin Ağa’nın Kahvesi Buruktu O Gün 11:40:00  İşkur 130 Kişiye İş Verecek 11:10:00  Peri Suyu Darda! 20:27:00  
Untitled Document
  Hava Durumu
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
 Haftanin Çok Okunanlarİ
 
 Çok Yorumlananlar
 Dersimli Sanatçılara Açık Çağrı


ERDEBİL TEKKESİ - 4
Sünnilikten Kızılbaşlığa; Kızılbaşlıktan Şiiliğe Erdebil Tekkesi...Bütün yönleriyle Erdebil Tekkesi...

SÜNNİLİKTEN KIZILBAŞLIĞA;  KIZILBAŞLIKTAN ŞİİLİĞE
ERDEBİL
TEKKESİ-3

Av. Cihan SÖYLEMEZ


ŞEYH İBRAHİM DÖNEMİ (1427-1447)

Hace Ali , Kudüs’te yaşamaya karar verdikten sonra Erdebil Tekkesinin başına ölümünden sonra oğlu İbrahim’in geçmesini müridlerine vasiyet etti.1427 yılında Kudüs’te vefatından sonra yerine Şeyh İbrahim geçti.Şeyh İbrahim’in dönemi sakin bir dönem olarak geçti,ama Safeviye tarikatının taraftarları onun zamanında arttı.Bir süre sonra da müritleri tarafından Şeyhlerin Şahı olarak anılmaya başlandı.Dönemi hakkında pek az bilgi olan Şeyh İbrahim 1447 yılında vefat etmeden önce yerine oğlu Cüneyt’in geçmesini istedi.Ölümünden sonra da Şeyh Cüneyt Erdebil Tekkesinin başına geçti.

KIZILBAŞ DEVLETİNİN TEMELLERİNİ ATAN ŞEYH : ŞEYH CÜNEYT (1447-1460)

Şeyh Cüneyt 1447 yılında Erdebil Tekkesinin başına geçtiğinde veya geçtiğini sandığında karşısında güçlü bir rakibi Hace Ali’nin oğlu amcası Şeyh Cafer’i buldu.

TARİKAT İÇİNDE İKİ ÇİZGİ MÜCADELESİ:
CÜNEYT ile CAFER’in Çekişmesi

Cüneyt 1447 yılında tekke ve tarikatın başına geçtiğinde ,bundan amcası Şeyh Cafer memnun olmadı.Çünkü Cüneyt, tarikat içinde Hace Ali zamanından itibaren büyüyerek gelişen Şiiliğin etkisi altında idi ve bu durum amcasının temsil ettiği tarikatın ve tekkenin geleneksel Sünni İslam’ına aykırılık arz ediyordu.Dolayısıyla da Cüneyt’in tekkenin başına geçme isteği, Şeyh Cafer’i fazlasıyla rahatsız ediyordu.Şeyh Cafer’e göre, yeğeni Cüneyt koyu bir Rafiziydi ve bu sapkın inancı ile tekkenin başında duramazdı.Şeyh Cüneyt’in amacı tarikatı sadece dini bir güç değil aynı zamanda askeri ve siyasi bir güç haline getirerek Ehli Beyt davası doğrultusunda bir devlet kurmaktı.Bu bakımdan tarikatın geleneksel Sünni inancına ve geleneğine karşı çıkıyordu.Cüneyt’in hedefi sadece bir şeyh olarak anılmak değil,sultan olmaktı.İşte amcası Şeyh Cafer ile kendisinin bu radikal farklılıkları Cüneyt’in Erdebil’den Sürgününe davetiye çıkarıyordu.

SÜNNİ ŞEYH CAFER ile Şİİ CİHAN ŞAH’IN İTTİFAKI…

Şeyh Cüneyt tarikat ve tekkenin başına geçtikten sonra Şia propagandasına başlaması bu yol ile binlerce Şia taraftarı kazanması,bir Şii devleti olan Karakoyunlu Devletinin Hükümdarı Cihan Şah’ı endişelendirmiştir.İşte bundan istifade eden Şeyh Cafer oğlu Seyit Kasım’ı    Cihan Şah’ın kızlarından biriyle evlendirmiş, bu evlilik yolu ile ortak düşmanları Cüneyt olan, Şeyh Cafer ve Şah Cihan’ın ittifakı da kurulmuştur.Yapılan ittifak neticesinde Cihan Şah , Erdebil’e mektuplar yollayarak Cüneyt’in şehri terk etmesini aksi halde katledileceğini  belirtmiştir.Cüneyt’te amcası Cafer ve Karakoyunlu Şahı Cihan’ın baskılarına daha fazla dayanamayarak ileride torunu İsmail’in kuracağı Kızılbaş devletinin temellerini atacak 11 yıllık sürgün yolculuğuna çıkacaktır.

CÜNEYT RUM ÜLKESİNDE…

Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ın karşısında güçlü ve aynı inançtan beslendiği bir rakip görmek istememesi üzerine Şeyh Cüneyt’e sürgün yolları gözükmüştü.Cüneyt , Erdebil’i terk ettikten sonra Rum ülkesi olarak doğuda bilinen, Osmanlı Ülkesinin topraklarına gitme kararı kaldı.Cüneyt, Osmanlı topraklarında tarikatın yeni inancını yayacağını ve orada mesken tutabileceğini düşünüyordu.Bu konuda Şeyh Cüneyt haksız da sayılmazdı.Çünkü dedesi Hace Ali’nin 1402 Ankara savaşının Osmanlı esirlerini, Timur ile görüşerek serbest bırakması Osmanlı ülkesinde ve sarayında Safevi şeyhlerinin popülaritesini arttırmış, hatta Osmanlı Sultanları minnet duygusuyla Erdebil tekkesine “Çerağ Akçesi” vermeye başlamışlardı.

Şeyh Cüneyt , Osmanlı topraklarına ulaştığında bir müridini çeşitli hediyelerle birlikte Osmanlı Sultanı 2.Murad’a göndermiş ve kendisine Osmanlı ülkesinde oturma izni istemiştir.Ancak Osmanlı Sarayının , Cüneyt’in neden Erdebil’den sürgün edildiğinden haberi vardı.Bu bakımdan da Cüneyt beklediği cevabı alamadı.Osmanlı Sultanı 2. Murad , Şeyh Cüneyt’e gönderdiği cevabında “ 7 dervişin bir posta oturabildikleri halde bir tahta iki padişahın sığmayacağını “ belirterek, Cüneyt’in siyasi faaliyetlerinden haberi olduğunu ve karşısında onu, bir rakip görmek istemediğini belirtmiştir.

Şeyh Cüneyt Osmanlı topraklarında kaldığı az süre zarfında, Safevilerin yeni inancını geniş topluluklara yayabilmiştir.Osmanlı devletinin merkezileşme ve zorunlu iskan politikalarına,birde Türkmenleri dışlayıcı devşirme politikasının uygulanması bu durumdan rahatsız olan Anadolu’da ki Türkmen aşiretlerin Cüneyt’in etrafında toplanmasını sağlamıştır.Öte yandan Hace Bektaş’ın Anadolu’da bırakmış olduğu batini/heteredoks inancın bölge insanı üzerinde etkili olduğu da aşikardır.Bu bakımdan Osmanlı hakimiyeti altındaki topraklarda bulunan Türkmen aşiretlerin, kendisini Ehli Beyt soyundan geldiğini ve onların davasının sürdürücüsü olduğunu söyleyen Cüneyt’e bağlılığı çok zor olmadı.

ŞEYH CÜNEYT’İN KONYA DA KAFİR İLAN EDİLİŞİ…

Osmanlı Sultanının , Cüneyt’e topraklarında oturma izni vermemesi üzerine Cüneyt’te Tasavvuf şehri olarak bilinen Karaman Beyliğinin Konya şehrine gider.Konya’da bulunduğu sırada Şeyh Sadreddin Konyevi adıyla anılan tekkede ikamet eder.Konya’da Savefi tarikatının yeni inancı 12 imam Şialığı hakkında propaganda çalışmalarına başlar.Ancak bu faaliyetleri Sünni ulemadan Şeyh Abdullatif el-Kudsi ile olan tartışması ile sona ermek durumunda kalır.Dönemin tarihini anlatan kaynaklar bu tartışmaya şöyle yer verirler : “Şeyh Cüneyt, Şeyh Abdullatif ile sohbetinde ona “ashaba mı bağlılık evladır,yoksa evlada mı?” diye sorar.Sünni din adamı bu soruya “ kast ettiğiniz konuda ashaba bağlılık evladır,çünkü bu konuda ayet vardır” cevabını vermiş bunun üzerine Cüneyt’te ona “ O ayetler nazil olduğunda sen orada mıydın,onlarla birlikte miydin?”  diye çıkışarak tepki göstermiştir.Bunun üzerine Şeyh Abdullatif El-Kudsi , Cüneyt’e bu sözlerle kafir olduğunu,onun yolunda gidenlerinde kafir olacağını çünkü Kuran’ı tazyif ve ayetleri inkar ettiğini söylemiş,sohbetleri böylece tartışma ile son bulmuştur.

Şeyh Cüneyt-bazı taraftarlarına göre Seyit Cüneyt-  kafirlikle suçlanmasından sonra Konya da uzun süre kalamamış ve çareyi Toroslar da ki Varsak Türkmenleri’nin arasına gitmekte bulmuştur.



 



ABDAL MUSA DİYARINDA BİR SAVEFİ ŞEYHİ…

Şeyh Cüneyt ,kafirlikle suçlandığı Konya’dan Toroslar’a geldiğinde burada kendisine kucak açacak insanları bulmakta zorluk çekmemiştir.Toros ahalisinde yaşayan topluluklarda hakim inanç Batinilik/Bektaşilik’ti.Nitekim Cüneyt’in ayak bastığı bu Akdeniz dağları ahalisi Abdal Musa öğretilerinin taşıyıcısıydı.Cüneyt nasıl ki ilk geldiği Anadolu’da Bektaşi/Batini topluluklarla karşılaşmış ise kader yine onu bu inançtan toplulukların içine iltica ettirmiştir.Cüneyt bu yeni sahasında Hz. Ali ve Ehlibeyt merkezli yeni Savefi inancını yaymaya çalışmış,kısa bir süre içinde Abdal Musa diyarında on binlerce tarikata bağlı mürit kazanmıştır.Ancak Cüneyt bu faaliyetlerinde bulunurken onu kafirlikle itham eden Konya’da ki Şeyh Abdullatif’te boş durmamış, Karaman Beyi İbrahim Beye Cüneyt’in amacının kafirliği yaymak ve saltanat peşinde koşmak olduğunu iletmiştir.Bunun üzerine Karaman Beyi, Cüneyt’e ulaklar göndererek bölgesini terk etmesini aksi halde hayatını bağışlamayacağı konusunda tehditlerini iletmiştir.Bunun üzerine bir yandan üzerindeki Kafirlik suçlaması bir yandan Karaman Beyinin siyasi ve askeri baskısı Cüneyt’i Kuzey Suriye topraklarına gitmek zorunda kalmasına yol açmıştır.Ancak Cüneyt arkasında tarikatına ve ocağına bağlı binlerce taraftar da bırakmıştır.Bu kendisine bağlı topluluklar içinde Varsaklılar,  ileride kurulacak olan Kızılbaş Devletinin Kızılbaş ordusunun ana unsurlarından birini oluşturacaklardır.

ŞEYH CÜNEYT , SEYİT NESİMİ’NİN YURDUNDA…

Karaman Beyinin baskıları sonucu Şeyh Cüneyt, kendisine bağlı bir kısım müridi ile birlikte Memluk Sultanlığının sınırları içerisinde yer alan Halep civarında Ersuz dağındaki Hristiyanlar’dan kalan bir kaleyi bölgenin Halep emrinden satın alarak orada ikamet etmeye başlamıştır.

Cüneyt’in geldiği bu yeni topraklar onun Seyit Nesimi’nin düşünceleri ile tanışmasına da vesile olmuştur.Cüneyt , Suriye topraklarına ayak basmadan birkaç on yıl önce 1417 yılında Seyit İmameddin Nesimi Halep’te katledilmişti.Nesimi , Batini-İslam inancı olan Hurufillik’e mensuptu.12 imam Şia inancını da kapsayan Hurufilik Kuzey Suriye topraklarında Seyit Nesimi’nin çalışmaları ile yayılmaya başlamış bu da bölgedeki Sünni Ulemayı rahatsız etmiştir.Sünni Uluma Mısır’daki Memlük Sultanına ve Abbasi Halifesine mektuplar yazarak, gençleri yoldan çıkardığı ve Kuran’ı inkar ettiği gerekçesiyle ( Bu olay bana Sokrates’in başına gelenleri çağrıştırıyor) cezalandırılmasını talep etmişlerdir.Bunun üzerine Memlük Sultan’ın Halep Emrine talimatı sonucu 1417 senesinde Seyit İmameddin Nesimi tutuklanmıştır.Daha sonra Sünni Ulema tarafından “derisi yüzülerek 7 gün Halep’te ibreti alem için herkese gösterilmesine” karar verilmiştir.İnfaz için Halep Meydanına getirilen Nesimi için, ölüm fermanını okuyan Ulemadan biri ; “Bu o kadar melundur ki onun kanı nereye düşerse orayı kesip atmak lazımdır” der, tesadüf Nesimi’nin derisi soyulurken vücudundan fışkıran bir damla kan  o sözleri sarf eden kişinin parmağına sıçrar,cemaat ondan parmağının kesilmesini talep eder, o ise “ben sözün gelişi dedim “ der ve yakasını düştüğü kötü durumdan sıyırmaya çalışır, işte Cüneyt’i etkileyen, Şah İsmail’i şiirleriyle etkileyen Seyit Nesimi bu olay üzerine şu sözleri sözler ve 1417 yılında feci bir şekilde can verir: ,




Zahidin bir parmağın kessen dönüp haktan kaçar



Gör bu gerçek aşığı serpa soyarlar canı ağrımaz

İşte Şeyh Cüneyt’in bulunduğu bu topraklar bu olaya tanıklık etmişti.Şimdi de Cüneyt’in dini ve siyasi faaliyetlerine tanıklık ediyordu.Şeyh Cüneyt Anadolu Batini İnançlarından sonra Hurufilik inancı ile de tanışıyordu.Propagandasını tüm bu inançlarını içine alacak şekilde genişletiyordu.Bunun sonucunda  Suriye’de ki Hurufi topluluklar da Cüneyt’in taraftarları arasına girdiler.En önemlisi Şamlu olarak nitelenen ve geleceğin Kızılbaş ordusunu oluşturan Türkmen aşiretlerde ona bağlılıklarını bildirdiler.Osmanlı topraklarından gelen Şeyh Bedreddin Simavi’nin oğlu ve yanında gelen bir çok Bedreddini de onun saflarına katıldılar.Böylece taraftar kitlesi iyice artan Şeyh Cüneyt-kimi müritlerine göre Sultan Cüneyt veya Seyid Cüneyt- bulunduğu kale ve etrafında bir emirlik kurmaya girişti.Cüneyt’in bu faaliyeti hem Suriye’de ki Sünni Ulemayı hem de Memlük emirlerini endişelendirdi.Çünkü başları yeni bir “Nesimi Vakası “ile dertte idi.Bunun üzerine Mısır’daki Memlük Sultanı,    bölgede gelişen bu durumdan haberdar edildi.Karşılığı ise Cüneyt’in üzerine bir Memlük ordusunun gönderilmesi oldu.



                                        



SAFEVİLERİN İLK SAVAŞI VE İLK YENİLGİSİ…

Kuzey Suriye topraklarında büyük bir taraftar topluluğu edinen bir şeyhin kafasındaki devleti kurmak istememesi imkansızdı.Bunun için Cüneyt kendi düşünceleri için ilk defa bir devlet ile yurt edinme savaşına girmeye karar verdi ve müritlerinden oluşan ordusuyla Memlükleri karşılamaya karar verdi.Halep yakınlarında yapılan savaşta Cüneyt’in askeri birlikleri bozguna uğradı ve çok kayıp verdiler.Şeyh Cüneyt içinse yeniden bir başlangıcın başka topraklarda sırası gelmişti.Şeyh Cüneyt uğradığı bozgundan sonra Memlüklerin eline geçmemeyi başardı, rotasını Karadeniz Canik dağları olarak belirleyerek müritlerinin kendisini orda bulmalarını öğütledi.Ardından da Kuzey Suriye’den Karadeniz’e doğru yol almaya başladı.Bu yolculuğu sırasında Türk ve Kürt aşiretlerin saldırısına maruz kaldı,canını zor kurtardı ve en nihayetinde Karadeniz kıyılarındaki Osmanlı toprağı Canik bölgesine ulaşmayı başardı.

ŞEYH CÜNEYT ÇEPNİ AŞİRETLERİ ARASINDA

Cüneyt, Halep’te uğradığı bozgunun etkilerini savaşçı Çepni aşiretlerinin olduğu bu bölgede, üzerinden attı. Şeyh Cüneyt , Batini İnançlara sahip ve Osmanlı ile arası açık bu Çepni aşiretleri arasında Savefi Ocağının Bektaşilik’ten,Hurufilik’ten etkilenmiş 12 imam Şia inancını yaymayı başardı.Bir süre sonra da ikinci ordusunu bu Çepni Aşiretlerinden oluşturarak yine bir yurt edinmek için Trabzon Rum Devletine savaş açtı.Şeyh Cüneyt’in bu kararı müritleri arasında Cihat olarak algılandığından coşku yarattı.Zaten Cüneyt’in istediği de buydu.Müslüman olan Memlüklere karşı kazanamadığı askeri mücadeleyi, Hristiyan olan Rum Devletine karşı kazanmak istiyordu.Halep’te iken kullandığı Sultan ünvanına yeniden kavuşabilirdi artık. Sultan Cüneyt oluşturduğu ordusu ile Rumların üzerine yürümüş ve bizzat Trabzon Rum Kralının katıldığı Akçekale Savaşını kazanabilmiştir.Trabzon Rum Kralı bu yenilgi üzerine savaş meydanından kaçarak, Trabozn Şehrinde savunma savaşı yapma kararı vermiştir.Cüneyt’in ordusu da Trabzon’u kuşatmada  gecikmedi.Ama Cüneyt’in planlarını bozan yeni bir gelişme oldu.Osmanlı Sultanı ve Konstantinpolis Fatihi Mehmet Han, ordu ve donanmasını Trabzon üzerine sefere gönderdi.Güçlü Osmanlı ordusu ile çatışma ihmali bulunan Şeyh Cüneyt çareyi Kürdistan topraklarına kaçmakta buldu.Fakat arkasında büyük bir Çepni taraftar kitlesi bırakarak.

ŞEYH CÜNEYT AMED DE...

Osmanlı Ordusu ile karşı karşıya gelmekten çekinen Şeyh Cüneyt çareyi Uzun Hasan’ın hakimiyeti altındaki Akkoyunlu ülkesine gitmekte buldu.Önce Hasan Keyf taraflarına yerleşen Cüneyt, daha sonra Uzun Hasan’ın daveti ile Amed şehrine yerleşti.Bir Sünni hükümdar olan Uzun Hasan’ın amacı Safevi şeyhinin desteğini de alarak Şii olan Karakoyunlu Cihan Şah’a karşı kullanmaktı.Doğrusu bu Cüneyt’in siyasi çıkarlarına da uygun düşüyordu.Çünkü bu sayede tarikatının düşüncelerini daha iyi yayabilecek ve Osmanlı,Memlük,Karaman Beyliği,Karakoyunlu gibi devletlerin hışmından da korunmuş olacaktı.Uzun Hasan kız kardeşi Hatice Begüm’ü Şeyh Cüneyt ile evlendirdi.Böylece Uzun Hasan ile Şeyh Cüneyt arasındaki ittifak daha da perçinleşti.Şeyh Cüneyt 3 yıl Akkoyunlu ülkesinin pay-i tahtı Amed de kaldı.Burada kaldığı sürece kendisine bağlı halifeleri Anadolu,İran,Suriye ve Kürdistan’ın dört bir yanına göndererek Safeviler’in yeni inancının propagandasını yapabildi.Bu dönemde Şeyh Cüneyt Amed ve Amed’in kuzeyindeki Deylem kökenli Dımıli aşiretleri ile Kurmanc aşiretleri arasında 12 İmam inancını yaydı.Muhtemelen Dersim başta olmak üzere bölgede ki Ehli Beyt soyundan gelen Kureyşan,Baba Mansur ve diğer  bir çok Batini Ocaklar ile de bağlantı kurdu.Yani artık Erdebil Tekkesinin/Savefi tarikatının nüfuzu Dersim toprakları başta olmak üzere bir çok Dımıli ve Kurmanc aşiret üzerinde hissedilir oldu.Böylece Şeyh Cüneyt hem kendisine bağlı Türkmen toplulukları hem de Dımıli ve Kurmanclar’dan oluşan ( İsteyen Kürt,isteyen Zaza-Kürt şeklinde algılayabilir) muazzam bir gövde yaratmayı Erdebil’den çok uzakta  başardı.



 



ŞEYH CÜNEYT’İN 11 YILLIK SÜRGÜNDEN ERDEBİL’E DÖNÜŞÜ

Şeyh Cüneyt , 1448’te terk etmek zorunda kaldığı Edebil’e 11 yıllık bir sürgün hayatı sonrası 1459 yılında geri döndü.Cüneyt bu 11 yıllık sürgün hayatı boyunca Rum Diyarında Hace Bektaş, Akdeniz’de Abdal Musa ,Suriye’de Seyit Nesimi, Karadeniz de Güvenç Abdal , Amed de iken de Kureyşan başta olmak üzere bölgede ki bir çok Batini/İslam ocaklarının inançlarından etkilenerek başında hala Sünni olan amcası Şeyh Cafer’in olduğu Erdebil Tekkesine geri dönmüştür.Cüneyt’in bu geri dönüşüne amcası Şeyh Cafer ile Karakoyunlu Şah Cihan hiç memnun olmadılar.Şeyh Cafer’e göre yeğeni tam bir Rafizi olmuştu ve  ortadan kaldırılmalıydı.Bu konuda Karakoyunlu Hükümdarı da az endişeli sayılmazdı.Ona göre de Cüneyt’in topraklarında bulunması saltanatını sona erdirebilirdi.İşte bu yüzden Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah , Cüneyt’e tehdit dolu mektuplar yollayarak Erdebil’i terk etmesini istedi.

Bir yandan amcası Cafer’in baskısı diğer yandan Cihan Şah’ın tehditleri Cüneyt’i yeni bir arayışa yönlendirdi.Cüneyt’in hedefi kendisine bağlı müritlerden kurduğu 10.000 kişilik ordusu ile Erdebil’den uzaklaşmış gibi yapmak ama Çerkezler üzerine akınlar yaparak kazanacağı başarılarla Erdebil’e daha güçlü dönmekti.Bu düşüncesi doğrultusunda ordusunu hazırlayarak Kuzey Kafkasya’ya doğru ilerleyişe geçti. Ama karşısında çok geçmeden amcası Şeyh Cafer, Karakoyunlu Şah Cihan’ın ittifak yaptığı Şirvanşah Devleti Şahı Halil’i buldu.Şirvanşah Hakimi Halil, Cihan Şah’ın ordusunun da desteğini alarak Cüneyt’i topraklarından geçirmeyeceğini ve savaşacağını , Cüneyt’in ordusunun yolunu keserek gösterdi…

SAVAŞ MEYDANINDA ÖLEN İLK SAVAFİ ŞEYHİ :
CÜNEYT

Azerbaycan’da bir Kıpçak köyü yakınında meydana gelen savaşta  Şeyh Cüneyt bedenine saplanan bir okla hayatını kaybetti.Şeyhlerinin öldüğünü gören Safeviler onun naaşını alarak geri çekildiler.Ve onu Azerbaycan’da Kurbal denilen bir yerde defnettiler.Böylece Cüneyt’in mücadele dolu hayatı bir savaş meydanında kendi amcasının da  içinde olduğu bir ittifakla sona ermiş oluyordu.

av.cihansoylemez@hotmail.com




08:11:00
2011-01-03
Bu haber  2839  kere okundu Yazıcıya Yolla
YORUMLAR
 ABDULHADİ  2011-06-08
  şex cüneyd
 değerli kardeşlerim,saifuddin ailesi kürdidir,siz neyi tartışıyorsunuz,bunun üzerinden devam ederseniz doğruyu bulursunuz,spas dıkım.
 Riza   2011-04-18
  Safawi tarkati
 Sayn Yön.
Safawi tarikati ile yazdiginiz seylerin hepsi Perslerin ve Turanilerin uydurmasi yazdiklariniza nedense bir tek belge eklememissiniz Safawi tarikatinin kurucusu Adi Fiiruz Zarrin Sah Al Kurdi Al Gilani olan birinin sülalesinden gelen SAFI AL DIN ISHAK denen birinin kurdug tarikattir.
 yüksel coşkun  2011-02-05
  görüş
 iranın kuzey bölgelerine sunniligin hiç bir tarihte hakim ölmadığinı düşünüyorum.kızıl başlık ne bir sunni nede şii kültürü ve inancı olduğunu sanmıyorum.bazı geçişler olsada kültürel ve politik bakımından.yalnız kızıl başlığın tarinin araştırılmadığını fark eddiyor.urartu kaynaklarında yola çıkılması gerektigini ve buna paralel olarak derin toplum dedigimiz alanlarda ve yerleşimlerde aramanın daha doğru olacağı kanısındayım.dipsiz kuyulara girmeye gerek olmdıgını ve mevcut kuyuların dibi oldugunu düşünüyor.sevgilerimi yolluyorum...
Bu Habere Yorumunuzu Ekleyin
İsim
E-posta
Başlık
Yorum
       Tüm alanlari doldurmaniz gerekmektedir
Iletisim   |   Sitene Dersim Haberleri Ekle   |   Anasayfam yap   |   Sik Kullanilanlara Ekle
Copyright © DersimNews.Com 2008-2011 Dersim Haber Ajansı iletişim: dersimnews@hotmail.com