Dersim’de Kayıp Bir Ozan: Sey Qaji
Haydar Karataş
Bana öyle geliyor ki, eskiden solcu olmak, aydın ya da ne bileyim sıradan toplumsal gelişmelere duyarlı olmak Türkiye’de daha kolay birşeydi. Şöyle ki; Türkiye’deki çok kültürlü yapı ulus devlet ve merkezi medya tarafından kontrol altında tutuluyordu. Azınlığın edebiyatından, müziğinden, sanatından habersizdik.
Oysa bugün öyle mi, neredeyse her topluluk ürün vermeye, kendi benliğini günyüzüne çıkarma yarışına girdi, Kürtçe dilinde, Lazca, Süryanice, Arapça, Zazaca ve daha pek çok alanda kıpırdamalar var ve inanılmayacak derecede, yasaklı kalmış bu dünya, saklı yanına eğilerek toplumsal aydınlanmasının damarlarını aralamaktadır. Şüphesizki, varsa bir demokrasi ve özgürlük, onun yolu farklılıkları bilmek, çoğulcu bir hayatın varlığını kabul etmekten geçmektedir.
Daha bir kaç gün önce, Ali Murat İrat’ın Ezidi’leri analatan “Yitik” romanını okumuştum. Bildiğim kadarıyla, taslak halindeki bu roman pek çok yayın evinin kapısına gitti, ancak onu basmaya yanaşmadılar son olarak, yazar Gün Zileli ve arakadaşlarının bir araya gelerek oluşturduğu Yayayın Kolektifi el attı ona. Yitik romanı, Ezidi toplumunun 1870’lerde Kürt derebeyleri tarafından jenoside tabi tutulması olgusu etrafında döner. Umarım yayınlanır da, topraklarımızın bu saklı halkı ve inancı günyüzüne çıkar. Ve yıllar yılı, şeytana inanıldığı söylenen bu halkın çektikleri biraz olsun bilinir.
Bu aralar okuduğum bir başka kitap ise, Dr. Daimi Cengiz’in otuz yılı aşkın süre içerisinde toladığı, Dersim yöresine ait bir derleme. Bu makalede asıl üzerinde durmak istediğim de, Daimi Cengiz’in bu zorlu çalışması.
Derleme demişken, Türkiye’de azınlık halklara dair bilgi ve belge toplamak, öyle Sabhattin Eyüpoğlu’ların 1950’lerdeki Anadolu’yu gezip yazmalarına benzemiyor. 1970’li yıllarda genç bir öğretmen olan Daimi Cengiz aynı zamanda bir sol örgüt aktifisti, serde ozanlıkta var ve bu ozanlık damarı onu Dersim toplumunun en eski ozanı olan Sey Qaji adında başka bir saz ve söz ustasıyla buluşturur.
Dersim’de köy köy gezip, devrimci marşlar, ağıtlar söyleyen bu genç devrimci Sey Qaji adındaki bu halk ozanın klamlarını not eder. Kolay değil, o zamanlar Türkçe dışında bir dilde yazıp söylemek yasak. Ancak Daimi Cengiz, 12 Eylül darbesini, Avrupa’ya kaçışını hiçe sayarak, Sey Qaji yolculuğuna devam eder ve kesintilerle, büyük zorluklarla süren bu derleme, yaklaşık otuz yıl sonra Horasan yayınlarından hikayeleriyle birlikte 512 sayfa olarak gün yüzüne çıkar.
Kitabın kapak resminin üzerinde ozan’ın doğum ve ölüm tarihi de yer alır, 1860-1936.
Hikayeleri, kavgaları anlatılan, ne Cumhuriyet Türkiye’sinde ve ne de Osmanlı tebasında bir yere oturtulan Dersim, derlenerek günyüzüne çıkarılan Sey Qaji kitabıyla, farklı bir boyut kazamış gibi geldi bana.
Nedir o farklılık denirse, birincisi Zazaca dilinin, zengin lirik yapısı, sözlü halk geleneğinin süzgecinden geçmiş, uyumlu hece yapısı, güçlü ironi, ilk defa bu kadar geçmişe giderek, tarihi dokuyla içiçe geçmiş olmasıdır.
İkincisi ise, Anadolu’nun hala çok kültürlü yapısını yansıtan Dersim ve yöresinin sosyolojik yapısının Ozanın mısralarına yansımasıdır. Ve tabii ki Anadolu ozanlarının zorba rejimlere karşı, hakikati dile getiren sözleri. Bu damarın Dersim’deki ayağı Sey Qaji şu sözlerle katılır:
“Sazım hakikat ceminin sazıdır
sille vurur kötülüğe ve haksızlığa
Pençe vurur, inler, sızlar
Gecenin karanlığı üstümüzden gidene dek
....”
Bu mısralara baktığımızda, Anadolu’ da yıllar yılı zorba rejimlere teslim olmayan güçlü ozan damarını görmekli birlikte, bu damarı Zaza dilinde sürdüren Sey Qaji’nin, mazlumdan yana olan, Karacaoğlan, Dadaloğlu ve Pir Sultan geleneğinin sürdürücüsü olduğunu hakikatidir.
Küçük yaşlarda geçirdiği hastalık sonucu iki gözünü kaybeden Sey Qaji, dönemin uygulamalarından payına düşeni fazlasıyla alır, yazar ve ozan cezalandırma geleneğinin oralara kadar uzandığını da görürüz ya. Ama ozan hapisliği, mapusluk yerine, “hüner öğrenme yeri” olarak görür ve yaktığı ağıtlardan dolayı hapse atılan Sey Qaji, iktidarların hapishanisini bir akıl ve irfan yeri olarak tarif etmiş:
“Derler: Sey Qaji kördür
işsiz, güçsüzdür.
Gitsin Mazgirt mapusunda bir süre otursun.
Bol bol akıl ve hüner edinsin.
Ateş düşe Mazgirt mapushanesine
Pire ve bit yuvasıdır.”
Derlemeyi yapan Dr. Daimi Cengiz, sadece ozanın sözlerine yer vermez kitabında, şairin “hünerini” hangi ortamda gerçekleştirdiğini de vermeye çalışır. Toprak ve insan kavgası, iç çekişmelerin fazlasıyla görüldüğü metinlerde, göze çarpan bir başka şey ise, resmi ideolojinin Dersim meselesini hal etme gerekçesini ters-düz etmesidir. Bilirsiniz, resmi ideoloji, Dersimlilerin emperyalistlerle işbirliği yaptığını yazar ve hatta okuma yazma bilmeyen Seyit Rıza adıyla İngilizlere yazılmış bir mektuptan da bahsederler, oysa Anadolu ve Kürt topraklarından isyan edenlerin gelip sığındığı bu dağlık bölge insanı, başına buyruk ve merkezi hükümetin onlara yaptığı aynı suçlamayı tersten cevap veridiğine de tanık oluruz...
Birinci dünya harbini, bakın ozan nasıl hicvetmiş ve Osmanlıyı nasıl suçlamış:
“Rus Ordusu Anadolu’ya girmiş
Çarpışın çarpışalım
Padişah kahpelik, intizar ve muhbirlik yapmış
Kurtaralım Anadolu’nun şerefini...
...” Bir başka yerinde ise Çanakkale savaşını anlatır:
“... Çanakkale – Gelibolu’ya götürdüler.
Yedi yıldır savaşıyoruz Anadolu’nun kilidi için.
Hayır ve hizmetimiz Padişah nezdinde kabul görmedi.
...”
Ne yazık ki, Anadolu içinde bir ada gibi kalmış Dersim, çoğunluk baskısına karşı direnen bu alevi-kızılbaş geleneğinin hayrı, ozanın ifade ettiği gibi ne padişah nezdinde ve ne de Cumhuriyet Türkiye’sinde hayır ve kabul görmüş. İnançları, dilleri yasaklanmış, paylarına hep acı keder düşmüş.
Zaten Ozan da, yana döne bunu söyler,
“Dewre Tajimati
Dewre Hurati
Dewre Cumrati
Pero ki mı di
Bara mare bi tertele u afati
...” Zazaca olan bu satırların Türkçesi şöyle:
“Tanzimat devrini
Hürriyet devrini
Cumhuriyet devrini..
Hepsini gördüm,
Payımıza sadece kırım ve afet düştü
...” Evet, Anadolu azınlıklarının ve Dersim’in kaderi, Sey Qaji’nin de dile getirdiği gibi, afet ve kırım olmuş.
Şimdi bu afet ve kırım ortamından, memleketimizin susturulmuş bu kültürleri yeniden günyüzüne çıkıyor.
Ne yazık ki, edebiyat dergileri, kitap ekleri hala Türkçe dışında çıkan çalışmaları sayfalarına almaktan uzak...
Sey Qaji, Zazaca dilinin ozanı ama ağlamasının, isyanının, öfkesinin Anadolu’nun diğer ozanlarından farklı olduğunu kim söyleyebilir...
Kaynak:Birgün KitapEki
|