ÇEMİŞGEZEK TOPLU MEZAR KAZILARINA İLİŞKİN ZORUNLU BİR AÇIKLAMA
Çemişgezek toplu mezarlarını açtık. İleride ayrıntılı olarak rapor haline getirileceği gibi, toplu mezarların açılması mücadelesinde önemli bir eşik aşıldı, iki tam günlük kazı çalışmasında teknik, tıbbi ve hukuksal deneyimler biriktirdik.
Süreç boyunca ve hemen ardından meydana gelen bazı tutumların tanımlanması ve eleştirilmesi zorunlu bir hal almıştır.
Kazının bütün sorunlarının yanı sıra, CHP Dersim Milletvekili Hüseyin AYGÜN’le ilgili bir tartışmaya itilmeye çalışıldık. Eğer sorun sadece Dersim yerelinde başlarına getirdikleri “seçimlerin yenilgisini” hazmedemeyen, bunların yanında mesleki rant elde etmeye çalışan avukatların kuyruk acısından ibaret kalsaydı çok önem vermeyebilirdik.
Ancak iki ayrı günlük gazete ve ülke düzeyinde çalışan bir haber ajansının da bu gerçeğe saygısız, şehitlere saygısız tahammülsüz ve sorumsuz tavra ortak olması ve birtakım hezeyanların “Dersim Demokrasi Platformu” adı altında genelleştirilerek yaygınlaştırılması karşısında gerçekleri anlatmak bir görev haline gelmiştir. Her ne kadar adına “platform” denilenin EMEP ile BDP’nin il teşkilatlarından ibaret olduğu ortadaysa da “Dersim” ve “Demokrasi” kavramlarının kafa karışıklığı yaratması engellenmelidir.
Toplu mezarların açılması mücadelesine destek vermemiş her zamanki gibi daha önemli gündemleri bulunan EMEP’in, söz konusu olan devrimcilere küfretme, karalama olunca hazır ve nazır olması bizim açımızdan şaşırtıcı bir durum değildir. Bu siyaset tarzının sadece devrimci mücadeleye değil kendilerine de, bir milletvekiline sahip olma dışında faydasının bulunmadığı ve terkedilmesi gereği uzun süredir açıkça görülmektedir.
Çemişgezek’teki toplu mezarla ilgili verilen haberleri inceleyen herkesin göreceği gerçek, bu haberlerde ne ölüm orucu vardır ne de toplu mezarların neden açıldığına ilişkin bir cevap.
Politikasızlık, haberciliğin 5 N 1 K kuralını dahi unutturmuştur. “Ne olmuşta savcılık mezarı açmaya karar vermiş?” sorusunun cevabı kendi siyasetsizliklerini teşhir edeceğinden korkanlar bu sorunun cevabını yok saymaktadırlar. Eylemin ve elde edilen başarının gerçek akışını, kendi gazeteleri yerine burjuva basından takip etmek zorunda kalanlar, herhalde bu karşılaştırmayı daha sağlıklı yapabilecek olanlardır.
1.11 Nisan 1997 tarihinde Dersim Çemişgezek ilçesinde katledilen ve içlerinde DHKC gerillası Ali YILDIZ’ın da bulunduğu 19 gerillaya ait toplu mezarın açılması mücadelesini kamuoyu yakından takip etti.
Yargı çevresini oluşturan Malatya (özel yetkili), Elazığ, Dersim ve Çemişgezek C. Başsavcılıklarına yapılan tüm hukuksal başvurular reddedildi. En son Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen takipsizlik kararı ile mezarların açılmasına ilişkin hukuksal girişimlerin sonuçsuz kalacağı görüldü.
2.Hukukun tükendiği noktada Ali Yıldız’ın ağabeyi Hüsnü Yıldız Dersim’de süresiz açlık grevine başladı. 45. gününde süresiz açlık grevini ölüm orucuna çevirdi.
Bugün tahammülsüz, sorumsuz açıklamalar yapanların o gün takındıkları tutum olayla ilgisi bulunan herkesin bilgisi dahilindedir; “…biz öğrendik, savcıyla konuştuk, mezarlar açılmayacak, zaten savaş yükseliyor bu mezar açılmaz, boşa ölüyorsun, çoluğun çocuğun var, bu eylemi bırak…” demekten utanıp sıkılmadılar.
Kazıdan kısa bir süre önce savcıyla konuşup “mezarın açılmayacağına” ikna olan ve direnişçiyi de buna ikna etmeye çalışan Avukat Helin KULOĞLU herhalde bu konuşmayı unutmamıştır.
Eylemi bıraktıramayacaklarını fark edenler arasında “madem sizin tek mezarınız var o zaman kampanyaya toplu mezarlar yazmayın, bizim mezarımız açılsın yazın…” deme saygısızlığını gösterenler dahi olmuştur.
Hüsnü YILDIZ’ın eylemine son verdiği konuşmasında “hepsini benim kardeşim kabul ediyorum ve Ali’yi bulamamış bile olsak eylemimi başarılı sayıyorum” demesi bunun için yeterli bir cevaptır.
Bu sözler gizlice veya kapalı kapılar ardında değil, Dersim çarşısının ortasında halkın önünde söylenmiştir, muhatapları her istediğinde yüzleşme yolu açıktır.
Bugün bilgileri çarpıtarak gerçekleri saklayacaklarını zannedenlerin direniş çadırına “kaç kere uğradıkları” sorulmalıdır.
3.Aynı dönemde TAYAD’lı Ailelerin öncülüğünde ülkenin birçok yerinde ve yurtdışında aralarında destek açlık grevi, basın açıklaması, imza toplama, faks çekme, fiili direnme bulunan onlarca eylem hayata geçirildi.
Avukat Taylan TANAY bizzat Adalet Bakanı ile görüştü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruldu. Avukat Özgür YILMAZ, TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi milletvekili Hüseyin AYGÜN ile birlikte parlamentoda bir basın açıklaması yaptı.
Herşeyden önce muhataplarının bizzat kendi deneyimleri ile bildikleri gibi, “çadır kurulmasına izin verilmeyeceği” bildirilen bir alanda, 65 gün boyunca Direniş Çadırı kuruldu ve her türlü tehdide rağmen kesintisiz sahiplenilerek açık tutuldu.
Sadece bu çadırda bile binlerce imza toplandı, sorun anlatıldı ve sahiplenilmesi sağlandı.
4.Tüm bu eylem ve faaliyetlerin gücüyle 10 Ağustos 2011 tarihinde Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı (özel yetkili) savcısı telefonla Avukat TANAY’a ulaşarak toplu mezarın açılması kararı verdiklerini iletti.
“Hayır mezarın açılmasında ölüm orucu eyleminin ve bu anlatılanların etkisi yoktur. Mezarın açılmasını ‘biz şu girişimimizle sağladık’ diyecek olan varsa, buyursun dinliyoruz. Utanması olan herkesin bilebileceği gibi gerçek birkaç gazetede ve internet sitesinde çarpıtılmakla saklanamayacak kadar ortadadır.
Emek ve mücadele vererek, bedel ödeyerek ve daha büyük bedelleri göze alarak kararlılık gösterenlere çamur atmak bugün kestirme bir yol gibi görünüyor olabilir. Ama ne Dersim halkından ne de tüm halkımızdan gerçeğin gizlenmesi mümkündür.
5.Hüseyin AYGÜN’le hesaplarını seçimde, çarşıda, sokakta göremeyenler herhalde fırsat bu fırsattır deyip yapılan işin tarihsel önemini hiçe sayarak küfür, hakaret ve saldırganlıkla ‘keskinlik’ ve şovu politika kabul etmişlerdir.
Sözü edilenlerin, milletvekili AYGÜN ile ilgili sorunları kendilerini Tek söylenmesi gereken TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi AYGÜN’ün Çemişgezek toplu mezar alanınının açtırılması konusunda tüm bu kişisel iddia sahiplerinden daha fazla emek sahibi olduğudur. Bir düzen partisi milletvekili olarak bunu kullanmaya çalışmış, devrimcileri etkisizleştirmeye çalışmıştır. Ama bu toplu mezar alanında yapılanları haklı çıkarmaz.
Kazı alanında meydana gelenler başka yönlerden de ibret vericidir;
Aysel DOĞAN isimli kişi; ailelere kazı alanındaki çalışmalar hakkında bilgi vermek üzere yanlarına yaklaşan ÇHD Genel Başkanı Avukat Selçuk KOZAĞAÇLI’ya “Defol Git!” demiştir.
Aynı kişi bu tutumunun nedenini soran bir şehit yakınına “siktir git!” diyebilmiştir.
Polis müdürlerine giderek kazının durdurulmasını istemiş, mezarların açılmasını istemediklerini, kazı alanında çalışan insanların çıkarılmasını “rica edebilmişlerdir”.
Bozuk tarzı tüm ilişkilerine yansımış olan bu kişinin;
Kendi avukatları Barış YILDIRIM ve Reyhan Helin KULOĞLU’na “Hüseyin’i çıkaramadınız, kazıyı durduramadınız, yazıklar olsun, sınıfta kaldınız” diye bağırışı, Dersim Baro Başkanı’na “Heval Fatma, beceremiyorsunuz, bu mezarlar böyle açılırsa herkes hesabını verecek” sözleri kazı alanındaki onlarca kişinin tanıklığıdır. Böyle tarihsel bir işin asla ihtiyaç duymayacağı bir insan, bir tarz varsa o da budur.
Dahası B bölgesinde süren kazıları "orada yatanlar TİKKO gerilları " diye durdurmaya çalışanlara karşı " hepsi bizim yoldaşımız, kardeşimiz , aradığımız "diyerek kazı çalışmasının devamını sağlayanları suçlayacak kadar pervasızlaşacaksınız.
6.Avukat Barış YILDIRIM, herhalde kendisine yüklenen bu “başarısızlık” ile başetmenin bir yolu olarak, “sınıfı geçmek” için, ölüm orucunun 64. gününde bulunan Hüsnü YILDIZ’ın üzerine yürümüştür. Bunun adı çürümedir.
Mezara saygı duymamak, direnişe saygı duymamak, devrimci harekete tahammülsüzlük ve rant hevesi insanları bu noktaya getirebilmektedir.
Eğer yakında bulunanlar ve ÇHD Genel Başkanı araya girerek bu fiziki saldırıyı durdurmuş olmasalar, bugün bir ilki, yani devlet ve linç güruhu dışında ölüm orucu direnişçisine saldırmış bir avukatın durumunu değerlendiriyor olacaktık. İşte Dersim İHD Temsilciliği’nin sürece katkısı budur.
7.Aralarında Dersim Belediye Başkanı Edibe ŞAHİN’in de bulunduğu bir grubun kazı alanına torbalara doldurdukları ekmek, domates ve saireden oluşan yemeği, 65 gündür onurlu eyleminini sürdüren Hüsnü YILDIZ’ın bulunduğu şemsiyenin altına getirişleri bir başka akılda kalıcı andır.
Ama aklımızda kalan yemek değil, “Aç olan var mı?” “Gelin yemek yiyin” çağrılarına Hüsnü YILDIZ’ın oğlu Ağdoğan’ın verdiği cevaptır: “Evet aç olan var. 65 gündür aç olan babam var. Hiç değilse biraz ileride yiyin ne yiyecekseniz!”
8.Avukat TANAY bu kişilerle birlikte çalışmadığı için kazıyı “sabote etmekle” karalanmaktadır.
Kiminle birlikte çalışacaktı?
Direnişçi Hüsnü YILDIZ’ı heyetle ziyaret edip “sen bu eylemi bırak” diyen MEYA-DER’le mi?
Savcıyla konuşup “mezarın açılmayacağına” ikna olmuş, insanları da ikna etmeye çalışan Avukat Reyhan Helin KULOĞLU ile mi?
Bir kez çadıra uğramamış, direnişe destek sunmamış, süreçte hiç bir emeği bulunmayan, ölüm orucu eylemcisine kabadayılık etmekten sıkılmayan Avukat Barış YILDIRIM’la mı?
Kazı alanında mezarları açtırmamak için sağa sola talimat, hakaret, küfür yağdırmak dışında tek bir katkı sunmamış Aysel DOĞAN’la mı?
Kazının ikinci günü saat 16:00’ya kadar alana gelmeye bile tenezzül etmeyenlerle mi?
Hayır.
Avukat Taylan TANAY, mezarların usulüne uygun açılması için iki gün kesintisiz mücadele etmiş Adli Tıp Uzmanları Derneği başkanı ve hekimleriyle, ÇHD üyesi Avukat meslektaşlarıyla, Diyarbakır Baro Başkanıyla, şehit aileleriyle, ölüm orucu direnişçisiyle, Dersim ve Bingöl milletvekilleriyle, elde kazma kürek sıcağın altında çalışan, yani o gün oradaki işi toplu mezarları açılması olan herkesle çalışmıştır.
Çalışmaya niyeti olmayanların “provokasyonları” na ilgisiz kalmak çalışan herkesin hakkı ve görevidir.
Bu kişilerin mensubu oldukları siyasi haretler veya çevreler, bu tavırlara bu sözlere ilişkin bir açıklama yapmalıdırlar. Bu sözler ve tavırlar savunulmakta mıdır?
Başta Dersim halkı olmak üzere, tüm ilgililerin gözünün önünde cereyan eden bu olaylar herkes tarafından meydana geldiği gibi hatırlanacak ve anlatılacaktır. Gerçeğin gücü aşılamaz.
Direnişin ve mücadelede ısrarın tarihsel başarısı, bu tür saygısız, saldırgan davranışlarla değerinden hiçbir şey kaybetmeyecektir.
9.“Demokrasi Platformu” içinde sadece BDP ve EMEP in imzaladığı açıklama yetmemiş olacakki, direnişte doğal olarak da kazanımda bir payı bulunmamanın hıncıyla Özgür Gündem gazetesi Taylan TANAY a saldırmak için bu açıklamayı dahi çarpıtma gereğini duymuştur. Mesela açıklamada olmayan yeni suçlamalar üretilmiş, "kirli siyaset yürütmek", "şehit ailelerinin kazı alanında bulunmamasını istememek" bunlardan sadece ikisi. Hepimiz oradaydık, tüm ailelerin bize direniş nedeniyle teşekkür etmelerinden başka birşey duymadık. Bu nasıl bir ahlak ki yalanı kendine rehber etmiş. Burjuva gazetelerine mi özenilmektedir. Bundan vazgeçin.
Son olarak, açık bir siyasetsizlik örneği olan açıklamada direnişi kendimize mal etmekle suçlanıyoruz. Söz konusu olan politik olarak biz isek, söz konusu olan Halk Cephesi ise, evet bu direniş ve tüm kazanımları bize aittir. Çünkü bu direnişte Hüsnü Yıldız’ın 65 günlük açlığı, ak saçlı analarımızın emeği, Dev-Genç’lilerin cüreti vardır. Yok, söz konusu edilen sadece avukat olarak Taylan Tanay ise, bu mücadelenin iyi dilekçe yazmakla kazanılan bir avukat başarısı olmadığını biliyoruz, defalarca söyledik. 20 yılı aşan devrimci avukat geleneğini taşıyan Halkın Hukuk Bürosu’nun bir mensubu olan Avukat Taylan Tanay’ın böyle bir anlayışı hiçbir zaman olmadı, olmayacaktır da.
Gerçeklere ve mücadeleye saygılı olun.
Avukat Taylan TANAY (DHKP/C gerillası Ali Yıldız ın ailesinin avukatı)
halkinsesi.tv sitesinden alınmıştır...
|