Destan ve Masal Derlemecileri (Mesut Özcan, Cemal Taş, Tevfik Şahin)
Haydar Karataş
Tevfik Şahin’in ismini hep duyup duruyorum, Sivas, Erzincan Kırmanc Alevilerine dair, destanlar, masallar topluyormuş. Kırmancki/Zazaca dilinde söylenen, ağıt destanlar son zamanlarda daha çok modernize oldu, ancak bu modernize olan ezgiler, yüz yıllar boyudur söylenip gelen destan ağıtlardan süzülmediklerini kim inkar edebilir.
Ne yazık ki, Dersim Kırmanc kültürüne dair, sadece bir iki destan toplayıcı var. Bildiğim kadarıyla bunlardan biri Cemal Taş, Cemal’in babası İdarı ve Annesi Melek hanım benim komşu köyüm Rengül’den olurdu. Derin bir vadinin içinde, ulu ceviz ağaçlarıyla çepe çevre sarılmış taş duvar iki katalı evleri vardı. Hani söylemesi ayıp, annem Gülüzar, Melek ve Deo Mehmed’den Garip Amca’nın eşi Bese neredeyse bir birlerine çok benzer özellikler taşırlardı. Melek Teyze’nin bizim evin çardak balkonunda çok oturduğunu, şakacı uslubuyla babama takıldığını hala hatırlarım. Cemal Taş’ı hiç görmedim, ama annesinin sözlü kültürümüzü aktarmada, hepimizin üstünde önemli bir etkisi olduğuna inanırım.
Cemal Taş’ın söyleyişislerden bir araya getirdiği „Roe Kırmanciye) (Tij Yayınları 2007) anlatı romanını okurken, annesinin konuştuğu hissine kapıldım hep. Bildiğim bir diğer destan toplayıcı Ankara’da yaşadığını bildiğim Mesut Özcan. Mesut Özcan’ın „Öyküleriyle Dersim Ağıtları l, ll.“(Kalan Yayınları 2002) politikanın dilinden uzak, bir nevi Dersim tarihini, halkın seslendirdiği destanlardan bir araya getirmiş ve Yaşar Kemal’in önsözüyle okura sundu. Bu değerli eserin ne kadar ilgi duyduğunu bilmiyorum.
Ancak Tevfik Şahin’in Koçgiri Kırmanclarına dönük yıllardır yaptığı destan toplayıcılığının ilgi görmediğini görünce, boşa kürek salladığını düşünmeden edemedim. Sanırım Kürtçe ağıt toplayıcıları da benzer bir kaderi yaşıyorlar olsa gerek.
Dersim çok tartışılıyor, önümüzdeki günlerde daha da gündemde kalacağa benziyor. Başbakan, Tunceli sürgün belgelerini açıklamakla Silahlı Kuvvetleri ve Kemalistleri tehdit ediyor. Ancak, destan toplayıclığı gibi çetin bir işi yapan Tevfik Şahin’in tarafıma gönderilmiş bir mektubunu okuyunca, Dersimlilerin kendi içinde başka bir kavgada olduklarını gördüm. Bu halkın destanlarının yeterli ilgiyi ve alakayı görmemesinin nedeni de bu iç kavga olsa gerek.
Memleketin başbakanının gündemi dahi Dersim, ancak Dersimlilerin gündemi iç kavgalar, bölünmüşlük, siyasal fikir çatışmaları bu yöre insanının kaderini tersine çevirecek son fırsatı da kaçıp gideceğini, ya da siyasi hırslara kurban edileceği endişesini akıllara getiriyor. Dersim’de Kürtçülük, Türkçülük, Zazacılık altan alta büyük bir hesaplaşma içerisinde. Anladığım kadarıyla, bu kültürün destan toplayıcıları, ağıt çığıranları, sanatçıları da bu kavga döğüşün içerisinde bir taraflar, eski siyasi hesaplarını, yaptıkları işin üzerinden ispat peşinde koşmaktadırlar. Bu sebeple yardımlaşma yerine, didişiyorlar.
Çağrım ağabeylerime değil elbet, ancak ben yaştaki ve şu anki gençlerimize seslenmekte yarar var, aman ha, bu idelojik siyasi kavga, 1980’li yıllar öncesinin coğrafyamızda yarattığı tahribatın bir devamıdır. Bu çekişme, 1994’lerde ikinci bir Dersim kıyımıyla son buldu. Kürt ve Türk solu bu harebenin altında kalmıştır. Halkçılığı, iktidar olma olgusu olarak gören siyasi örgütler, yönetmek dışında ve kendi iradelerinin tanınması dışında, coğrafyamıza kültürel olarak getirdikleri hiç birşey olmamıştır. Bedeli ağır, ancak getirisi olmayan bu siyasi çekişmeyi saymazsak..
Destan ve masal toplayıcı insanların yaptıkları çalışmaları dikkatle okumalı, yeni bir sentez yakalamalıyız, yoksa can çekişen bu kültürün küllerini dahi bulmakta zorlanacağız.
Bilirsiniz, dünya edebiyatının büyük yazarları Destan ve masallardan beslenmiştir. Yaşar Kemal yazar olmadan evel bir destan toplayıcıydı. Çukurova’da başlayan bu destan derlemeciliği, Kürtlere, Ermeni ve Alevi Kızılbaş kültürüne kadar uzanmış ve Anadolu’nun bu rekliliğini eserlerine yansıtmıştır. Cengiz Aymathov’un zenginliği Kırgızistan’ın Özek Bozkır insanının gelenek ve göreneklerini bilmesindendi.
Bolşevik Devrimi, Lenin’in deyimiyle Gogol’lerin, Tolstoy ve Dostoyevski’lerin Rus toplumunu karekterize etmesiyle ortaya çıktı. Rönesans, Çarventes’in kendisiydi.
Bir toplumun, gelenek ve görenekleri bilinmeden, onlar derlenmeden büyük yazarlarının, sanatta başarı elde etmesinin imkanı yoktur. Batı Üniversitelerinin en önemli kürsüleri hala Folklor çalışması yapan bölümlerdir. Gelişmişliğini tamamlamış batı, toplumunu gelecekte de var etmek için, folklora, kendi toplumunun epopelerini geleceğe taşımaya büyük bir önem atfediyor.
Yaşar Kemal’in 2004’te Norveç’in Solum Forlag yayın evinin basacağı Gogol’ün „Ölü Canlar“ romanı için yazdığı önsözün bir yerinde onu şöyle tanımlıyor: „...Gogol Ukrayna halkının büyülü, zengin dili oun ana diliydi. Bu dilin destanlarını, türkülerini, masallarını dinlemiş, bir derebeyi oğlu olarak halkın içinde yaşamıştı. ...
Bu zenginlikte kişilerin yalınayak bastığı toprağın, içinde yıkandığı pınarın, akarsuyun, çakıl taşlarında oynadığı denizin, içinde yaşadığı bahçenin, ormanların, çimenlerin, her gün, her gün başka başka gözüken, değişen ışıkların payı vardır...“ (Libarry of World Literature Norveç, 2004)
Tevfik Şahin’in derlediği destanlarda, ayenen Yaşar Kemal’in dediği gibi, bir hava vardır, okurken sanırsınız ki, satırların arkasında, çağlayan bir kültürün, akan bir ırmağın duru sesi duyulur, insanlar koşmakta, ağlamakta, çoşmakta ve gülmektedir...
Ve keder! Koçkiri halkının kederi, bir tarafı Dersim, Erzincan’a akmakta, öte yanı Sivas yayalarından Anadolu’nun içlerine, Ege denizine karışmaktadır... O destandan bir kaç mısra:
Bıne dewe ra sone rayi Yene sone surelayi Derde surelau ez werdu Ilayi derde çımşiyayi
„Köyün altıdan bir yol geçer bu yoldan güzeller gelip geçer o güzeller içinde illaki kara gözlü olanı yaktı beni
Bıne dewe hegaye hergi Melema mı hegaye hergi Çene exbale mınu tora Ni roji çaye honde biye dergi..
Köyün altında tarlalar bağlar Sevgilim tarlalar bağlar Benim ve senin kaderin Ah bu günler neden bu kadar uzadı
Vere dewe ra sona vaye Ezu vejiyane diyare kemere şiaye Diyare kemere şiaye re wanenu Je phepuge ne uzari...
Köyün yanından geçen yol su kanalına gider Siyah kayalığın oraya çıktım Baharda öten ibibik kuşu gibi Siyah kayalığın tepesine...
Not:Tevfik Şahin’in yedi yıl gibi sürede topladığı bu destanın ne yazık ki, Almancaya çevirildiği halde, Türkçe çevirisi yok... işte bir mesele de bu, henüz ne Türkçe’den zazacaya çevirecek çevirmenlerimiz ve ne de Kırmançki metinleri Türkçeye çevirecek çevirmenler var...
15 Mayıs günü Basel’de Mikal Aslan’ın yorumuyla buluşacak olan bu destanın anlamını ilk elden meraklılarına yukarıdaki şekliyle ancak çevirebildim. Anlam bozuklukları için affınıza sığınıyorum.
|