Dersim 1937 -38

Yaşar Kaya
Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı
Bıra na zalumu ma qırr kerdimê Cendegê ma kerni verê tij u vayi Bêmelel u bêkefen sime
(Kardeş bu zalimler bizi katlettiler, Cesetletimizi güneşin ve rüzgarın önüne attılar, mezarsız ve kefensiz gittik)
1937-38 yıllarında, yani İkinci Dünya Savaşı arifesinde Hitler Yahudi soykırımı yaparken Anadolu’nun ücra bir köşesinde mazlum bir halk vahşice katliama uğruyordu. Munzur aylarca insan cesetleri taşıdı, mağaralarda insanlar gaz ile zehirlendi, insan etiyle beslenen köpekler çıldırdı. Kadın, çocuk ayrımı yapmaksızın 40 ila 70 bin civarında Dersimli öldürüldü. Öldürlenlere bir mezar bile nasip olmadı bu gün Dersim topraklarında, mağaralarda hala insan kemiklerine rastlanır. Dersimin sesi yanlızca Laç Deresinden duyuldu, yalçın kayalardan yankılandı. Kayalıklardan Munzura atlayan genç kızlarımızın çığlığı, susuzluktan ağlayan bebeklerin sesi duyulmadı. Aradan geçen 70 yıl sona ancak zayıf ve ürkek sesler yükseliyor. Dersim 70 yıldır vicdanları kanatan bir yara. Bu mesele inkar edilerek çözülemez, gerçekler er ya da geç açığa çıkacaktır. Demokrasi, özgürlük ve kardeşlik istiyorsak cesaretle tartışmalıyız. Tarihte bir daha Dersimler, Sivaslar, Çaldıranlar, Koçgiriler olmasın istiyorsak bu karanlık sayfaları aydınlatmalıyız, kendi tarihimizle yüzleşmeliyiz.
Dersimde İsyan Olmadı, Katliam Yapıldı
Toplum olarak yakın tarihimizi gün gün unuttuğumuz bir gerçekken, uzak tarihimizi hemen hiç hatırlamadığımız bir başka yakıcı gerçek. Dersim ‘37/’38 de neler oldu? Resmi tarih savunucuları bu konuda tam bir ölüm sessizliği içindeler, sanki tarihin bu kanlı kesitinde hiç bir şey yaşanmadı. Dönemin gazeteleri küstahça başlıklar atmakta, kahramanlık destanları yazmaktaydılar. Dersim 1937-38, çoğu zaman eksik ve yanlış bilgilerle -kimi zaman da çarpıtılarak- “kanlı bir isyan” olarak nitelenir. Bu durum bugün basitleştirilmiş olduğu fark edilmeden bir “isyan kahramanlığı” böbürlenmesine neden olmaktadır ki, gelecek kuşakların bu kof böbürlenme üzerinden kavrayacağı “isyan” anlayışı yanlıştır ve katliamcıların argümanıdır. Dersim’de yapılan en fazlasından nefsi müdafaadır. Kendisini katledip öldürmek amacıyla gelen silahlı güçlere karşı kendi eşini, çocuğunu koruma refleksidir. Dünya ise böylesi bir vahşetten haberdar bile olmadı. Haberdar olan Komintern ise “gerici köylü ayaklanması” diyerek katillere destek çıktı.
Dersim neden katledildi?
“Tek millet, tek mezhep” yaratma zihniyetinde olan Türk milliyetçileri uygun bir zamanda Dersim Kırmanclarını ortadan kaldırmayı baştan beri planlamaktaydılar. Çünkü onlara göre azınlıklar yanlızca Lozan Anlaşmasında adları anılan Ermeni, Rum ve Musevilerdi. Türkiyede yaşayan herkes Türktü, bütün Türkler ise sunniydi. Dersim’de ne Türkçe konuşulmaktaydı, ne de Dersimliler sunniydi. Diğer bir anlatımla Dersim ne camide, ne de milliyette bu zihniyet sahipleri ile buluşmaktaydı. Tek millet, tek mezhep nidaları atıp, farklı fikirleri bir zenginlik olarak değil de, bölücülük olarak gören zihniyet, etnik ve inançsal bir katliama zemin hazırlamıştır. Bu gün bu zihniyet aynı katılıkta olmasa da devam etmektedir.
Laç Deresi direnişini anlatan ağıtta Dersimlilerin meseleye nasıl baktıkları açık bir şekilde görülmektedir:
De halo halo Halê ma yamano Ordiyê Tırki gurlax amo Dorme ma çorali qapano Pırodê bıra pırodê Na qewxa aşiro niya Merevê Dersimi u zalımona Tırkano
(Hal hal hal, halimiz yaman, Türk ordusu etrafımızı kapatmış, vurun kardeşler vuralım, bu kavga aşiret kavgası değil)
Dersim 37 / 38 Kerbela’nın, Çaldıran’ın devamıdır
15 Kasım 1937 tarihinde idam sephasına yürüyen Seyit Rıza’nın son sözleri “Ewladê Kerbelayme, bêxeta u bêgunayime, no zulmo, cinayeto” olmuştu. (Kerbela evladıyız, hatasız ve günahsızız, bu yapılan zulümdür, cinayettir) Demenanlı Usenê Boro Bınen Sogaige de kureşanlı pirleri ile beraber yaşadıkları katliamı anlatırken. “Ma berdime serê kemeri, tij hona eşt bi, Bavaunê ma zona ke ma qırr kenê. Amay zoniyu ser, ver çarna ve Duzgın Bava, vakê “Ya Usenê Kerbelay, ewro roza tuya” (Ya Kerbelanın Hüseyini, bugün senin günündür) Dersimliler halk anlatımında da, 38 ağıtlarında da bu kara günleri Kerbela ile özdeşleştirirler. Devlet de meseleye böyle bakmaktadır. Jandarma Genel Komutanlığı`nın Dersim Raporun 36. sayfasında Çaldırandaki Sunni ittifakının önemine atıfta bulunularak: "Yavuz Sultan Selim`in gazabı olmasaydı, bugün güzel Türkiyemizde bir tek Sunniye tesadüf etmek imkanı belki de mümkün olmayacaktı” denilmektedir. Dersim sorunu aynı zamanda Alevi Kızılbaş sorunudur, Dersim 37 / 38 katliamı ise Kerbelanın, Çaldıranın bir devamıdır.
Dersime Resmi Bakış
Ayşe Hür 19-23 Ekim 2008 tarihleri arasında Taraf’ta yayınlanan ‘Osmanlı’dan Günümüze Kürtler ve Devlet’ başlıklı yazı dizisinin ‘Devletin isyanları önleme reçetesi’ adlı dördüncü bölümde durumu şözle özetliyor: “Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, Şubat 1926’da hükümete sunduğu raporda, “Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbanbaşıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti için mutlaka lazımdır” demişti.
1931’de Birinci Umumi Müfettişi İbrahim Tali (Öngören) yöntemi açıkladı: “A. Bütün Dersimin hariçle münasebetini kat ederek (keserek) bu yüzden taarruzlarına ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya icbar etmek (zorlamak) ve şu suretle Dersimi fenalardan tahliye.
B. Her tarafı esaslı surette kapadıktan sonra ihata çemberini tedricen darlaştırmak ve fenalıklardan dolayı yakalananları derhal Dersimden çıkarak Garba atmak ve serpiştirmek.”
Jandarma Umum Komutanlığı’nın “Erkânı Harbiye Reisi’ne (Genel Kurmay Başkanlığı) verilen “Dersim” adlı raporda ise açık konuşuluyor:
b. İcap eden yerlere Blok havuzlar yapılması, (Barajlar)
e. Yüksek idare memurlarına adeta koloni idaresindeki selahiyetin verilmesi,
f. Propagandaya kuvvet verilmesi ve Türklüğün telkini
Tedbirlerin devamında:
1.Dersimde bu günkü vaziyetin idamesi tehlikelidir. Bu vaziyet Dersimlinin maneviyatını takviye etmektedir.
2.Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder.
3.Dersim evvela koloni gibi nazarı itibara alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve tedricen öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır.”... (S. 183, 184)
Yapılan Planlar Adım Adım Uygulanıyor
Devlet uzun yıllardan beri yaptığı planları hayata geçirmeye başladı. Artık sıra yıllarca yazılıp çizilen planları uygulamaya gelmişti.
· 25 Aralık 1935’de Tunceli Kanunu çıkarıldı.
· 6 Ocak 1936 Elazığ merkezli Dördüncü Genel Valilik kuruldu ve başına General Abdullah Alpdoğan atandı. (Kendisi aynı zamanda Koçgiri katliamını yapan Sakallı Nurettin Paşa’nın da damadıdır)
· 1-3 Mayıs 1937 tarihinde Sabiha Gökçe’nin de katıldığı 15 uçaklık bir filo Zel, Kırmızı Dağ, Yukarı Bor (Keçizeken) çevrelerini bombalar.
· 4 Mayıs 1937 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu bir kararname ile Dersimde yapılacak olan soykırıma resmi onay verdi.
Sahan Ağa ve Alişer Öldürüldüler
9 Temmuz 1937 Alişer Efendi, eşi Zarife ile beraber Rayver haini tarafından öldürülür. Alişer’in kesik başı jandarmaya teslim edilir. Rayver ise Oğlu Ali Haydar ile beraber 38 katliamı sonrası devlet tarafından öldürüldü.
28 Ağustos 1937 de Baxtiyar Aşireti reisi Sahan Ağa, üvey kardeşi Hıdır tarafından uykudayken öldürülerek başı kesilip Hozat Jandarmasına götürüldü. Kendisi ise Hozat dönüşü öldürüldü. Sahan Ağa üzerine yakılan ağıt da
Sahan Ağaê mı ke şiyo nêşiyo Şikiyo tılsımê Kırmanciye (Sahan Ağa gitmiş gitmemiş, Kırmanciye’nin tılsımı kalmadı)
Böylece Dersim’in iki kartalı satın alınan iki hain tarafından öldürüldü. Dersim hem güçten düşmüştü hem de bu alçakça saldırı Dersimlilerin moralini bozmuştu.
Dersim Seyitleri İdam Edildiler
Dersim’in yakalanan aşiret önde gelenleri ise Elazığ’da tercümanın bile bulunmadığı bir mahkemeye çıkarılarak göstermelik yargılanmaktaydılar. Amaç Dersimin hatırı sayılır önde gelenlerini ortadan kaldırmaktı ve direncini kırmaktı. Ismarlama kararda 7 kişi idam, 37 kişi ise ağır hapis cezalarına mahkum edildi. İdam kararları Ankara’dan özel görevlendirilen İhsan Sabri Çağlayangil tarafından yerine getirilmişti. Mahkeme, kararını 14 Kasım 1937 Pazar günü vermişti. İdamların infazı ise yalnızca bir kaç saat sonra 15 Kasım 1937 günü gerçekleştirildi. İdam edilenler şunlardı: Seyit Rıza, Usenê Seydi, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Resık Usen, Ali Ağa ve Hesenê İvraimê Qız. İdam edilenlerin naaşları ve emanetleri yakınlarına teslim edilmeyerek meçhul bir yere gömüldüler.
İşte bu nedenle, Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu, (FDG) Tunceli Dernekleri Federasyonu (TUDEF) ile beraber Seyitlerimizin mezarlarının bulunması için başlattığı imza kampanyasında: “Olağanüstü bir dönemin mağdurları olan Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri aradan geçen 70 yıl sonra artık açıklanmalı ve naaşların aile mezarlığına defnedilmesine izin verilmeli ve yaşanan haksızlığın giderilmesi için ilk adım atılmalıdır.
Bu nedenle, biz aşağıda imzası bulunanlar yukarıda isimleri yazılı Dersim Seyitlerinin mezar yerlerinin açıklanmasını, naaş ve diğer emanetlerin yakınlarına teslim edilmesini talep ediyoruz” diyor.
Dersim Kızılbaş Ocaklarına Saldırı ve Katliam
Sırada Dersim Ocakları vardı. Çaldıran Sunni ittifakından sonra Dersim Alevi Kızılbaş coğrafyasının yıkılmaz tek kalesi olarak Anadolu topraklarında ayakta kalmaktaydı. Neredeyse bütün Kızılbaş Ocaklar Dersim topraklarındaydı, bütün Kızılbaş Alevilerin pirleri Dersimden gitmekteydiler. Pirlerin ve Seyitlerin Dersim üzerindeki etkileri çok büyüktü ve halkı bir arada tutmaktaydılar. Devlet de bu durumun farkındaydı.
Genelkurmay’ın Dersim raporunda Dersim Seyitlerini, Pirlerini aşağılanmakta ve onların öldürülmesini yetersiz bularak yerlerine geçebileceklerin de etkisiz hale getirilmesi önerilmektedir. Bu amaçla Bava Mansur Ocağı Mazgirt’in Muxundi köyünde basılarak Seyitler öldürülür. Sarı Saltık Ocağı Hozat’ta basılarak Seyit Seyfi başı ezilerek yine aynı ocaktan Ali Efendi ise kurşuna dizilerek katledilir. Bağin köyünde olan Aguçan Ocagı basılarak 13 kişi öldürülerek yakılır. Kureyşan Ocağı Nazimiye’de, Dewres Cemal Ocağı Hozat’ta basılarak ocak sahipleri katledilir.
Toplu kıyımların yapıldığı bazı yerler
Katliam ve soykırım için artık bütün koşullar oluşturulmuştu, dünya koşulları da buna uygundu. 1938 Temmuz ayında kitlesel kıyımlar başlatıldı. Toplu kıyımlar Eylül ayının sonlarına kadar devam etti. Katliam’ın yapıldığı bazı yerler şunlardır: Ali Boğazı, Hozat Kışlası Civarı, Lolan Taneri, Zımek Köyü, Halvoriye, Heniyê Dızdu, Şine, Inciga, Xeçe, Hopıke, Çemişgezek altındaki dere, Tekke Köyü, Sıçan Gediği, Çelemuru Deresi, Pertek, Laç Deresi, Muxundi, Çuxure, Pax, Kalosan Deresi, Kertê Mazgerdi, Koê Sıpe, (üç yerde) Hegao Pil, (Pulemuriye) Marçig, Saar, Verê Sogaigê de Dara Tope, Vankug, Pê Derê Bımbarek de Derê Çêqeru, Koê Jele, Mığarê Tewrasiye.
Sürgün ve Dersimli Çocukların Dramı
Katliamdan sağ kurtulabilenler ise Kayseri’nin ötesi olmak üzere sürgüne gönderildiler. Yanlız bu sürgünü ötekilerden ayıran belirgin bir özelliğe vardı, sürgünler değişik kentlere, ilçelere ve köylere teker aile olmak üzere dağıtıldılar. Bir köye iki aile dahi verilmedi. Bu muhacirlerin birbirilerini ziyaret etmeleri dahi yasaklanmıştı. Dersim köylüleri dillerini bilmedikleri, inançlarına saygı gösterilmeyen köylerde yaşamak zorunda kaldılar. Binlerce aile parçalandı, pek çok Dersimli sürgünden dönemedi, insanlar hala yakınlarını aramaktadırlar. Binlerce Dersimli çocuk savaş ganimeti gibi beraber götürüldü. Bu çocuklar ya evlatlık alındı ya da çocuk yetiştirme yurtlarına verildiler. Aradan geçen 70 yıla rağmen Dersimliler hala yakınlarını aramaktadırlar. Dersimin önemli bir bölgesi 1947-1950 yılına kadar yasak bölge ilan edildi.
Tarihi haksızlığı gidermek için taleplerimiz şunlardır:
1- 14 Kasım 1937 de idam edilen Dersim Seyitlerinin mezarların yeri açıklanmalı, maktullerin emanetleri yakınlarına iade edilmelidir. Dersim Seyitleri’nin mezarları kutsal Dersim topraklarına taşınmalıdır.
2- 1938 katliamından sonra ailelerinden koparılan veya aileleri katledilen kimsesiz çocukların akibeti açıklanmalıdır. Evlatlık edinilen ya da Çocuk Yetiştirme Yurtlarına verilen Dersimli çocukların tam listesinin açıklanmalıdır. Böylece parçalanmış aileler yaşayan aile breyleri ile ilişki kurabilirler.
3- Sürgün edilenlerin tam listesi, bunlardan ne kadarının geri döndüğü ne kadarının kaldığı açıklanmalıdır, döneme ait bütün arşivler açılmalıdır.
4- 1937/38 katliamında ne kadar insanın hayatını kaybettiği açıklanmalıdır.
Son olarak
Dersim 37/38 davası siyasal çıkarlara kurban edilmeden, kriminalize edilmeden, masumiyet ve gerçeklik hattında yürümelidir. Bu davanın çok boyutları olduğu unutulmamalı. Bu dava uzun soluklu sabırlı bir çalışmayı zorunlu kılmaktadır. Amacımız, kin ve nefret uyandırmak değil, intikam almak hiç değil. Şiddetten ısrarla uzak durmalı ve çağımızın gereklerine uygun mücadele yöntemleri esas alınmalıdır. Dersim ‘38 davası bir insanlık davasıdır. Bu dava aydınlatıldığında, Seyitlerimizin Mezarları kutsal topraklara taşındığında; yetim çocukların çığlığı kulağımızdan gidecek, Seyitlerimizin ruhları rahat edecektir, biz de o gün boynumuzun borcundan kurtulacağız.
Not: Bu Yazı Alevilerin Sesi Dergisinde yayınlanmıştır.
|